İnsanı Kamil kimdir?
İnsanı Kamil kimdir?

İnsanı Kamil kimdir?

Bundan kısa bir süre önce fark ettim bu konunun önemini ve ehemmiyetini. Yıllarca ama gerçekten yıllarca işledim, inceledim, derinden derine araştırdım, bir insanın neden ettiği kötülükleri işleyebildiğini. Yani hangi sebepten insan denen bir varlık, üstelik Allah’ın ona çok değer verdiği bir varlık, bu kadar kötülük boyutunu içinde barındırdığını ve hatta bunu nasıl barındırabildiğini.

Bu sorunun kimbilir kaç tane yanıtı vardır, ben benim iç dünyama yansıyanından bahsedeceğim. İnsanı araştırma prosedürlerimde kendime devamlı bir soruyu sorarken buldum ve gerçekten sayısızca defa bu soruyu kendime sordum “bir insan nasıl olur da ettiği haltı/hatayı bu kadar süsleyip püsleyipte, bize satabilir, bunu nasıl başarır!? Ve biz Allah’ın bize nasip ettiği izniyle, Allah’a doğru yol almaya çalışırken bu kadar kandırılabilmiş olmamızı aklım bir türlü almıyor!”

Nedir bu kötülerin içindeki o kuvvet ki bizim onları ilk etapta hemen yakalayabilmemizi engelleyen? Onlar bize kötülüklerini ettikten sonra biz ancak, o da Tanrı bunu bize nasipler ederse, onların bize uygulamış oldukları kötülüğü kavrayabiliyoruz?! İşin en acı tarafı da o kötülüğün bize en yakınlarımızdan gelmiş olması! Hatta o kötülüğü bize, bir iyilikmiş gibi satabilmiş olmaları?! Bunun adını da eğitim, terbiye, ahlak, kültür, bilim, saygı ve daha birçok alengirli olan, ama içeriği tamamen düzenbazlık ve yalan doluluk üzerine kurulmuş olan kelimelerin ardına saklayabilmişler.

Erdem olabilmenin getirdiği kelimeleri/ruhsal olgunluğu ve onların hakiki kavramı adaleti temsil ederken, o kelimeleri bu şeytan tayfası kullanarak nasıl ters yüz çevirebilmişler? Tanrı’nın da onları nasıl bir şekilde Kur’an’daki kınadığı ayet gelsin:

Casiye Suresi, 7. Ayet: Gerçeği sürekli ters yüz eden, günaha düşkün olan herkesin vay haline.

Bu Ayeti anlamaya çalıştıkça da içim soğuyor! Çünkü o bizi sürekli kandıran, hayatımızı yalanlar üzerine bina edenlerin/etmeye çalışmış olanların mutlaka ve mutlaka Allah tarafından en sonsuz bir cezaya çarptırılmalarını Allah’tan çok çok diliyorum! Ben Rabbime karşı iyi bir kul olmaya uğraşmaya gayret ettikçe onların da bana habire bir tuzak kurmuş olmalarından tiksiniyorum, onlardan tiksiniyorum… Galiba benim hayatım, o tiksindiğim yaratıkların, Yüce Yaradanım, Rabbim Allah tarafından mutlak dev ve sonsuz bir ceza almaları arzusu üzerine kurulu.. Onlar can yaktığı için onlarında canının yanmasını istiyorum ben. Çünkü onlar kim ki, kendilerinde o gücü bulabiliyorlar, kadersel olarak onların inisiyatifine düşmüş/bırakılmış olan bir canlının canını yakmaya, kendi içlerindeki o pis şeytanı doyurabilip besleyebilmek için?! İşte bizim enerjilerimizi böyle emdi o dengesiz ve Allah’sız yaratıklar: Bizim canlarımızı yakma esnasında bize o can yangısını enjekte ettiler ve karşılığında da içimizdeki ışıktan çaldılar. Bizim onlara her sinirlenişimiz onlar için yem. Onlara verdiğimiz her tür dikkat onlar için ışık. Ateist oldukları için, içlerinde zerre dahi ışık bulunmadığı için, biz Allah’a inanmaya gayret edenlerin, Allah tarafından içlerine bahşedilmiş olan ışığın peşindeler, çünkü insan ışıksız yaşayamaz: Çünkü “insan” Allah’sız yaşayamaz! Allah’ın olmadığı yerde zerre dahi hayat yoktur!

Rabbim içime bir kez daha su serpti:

Araf Suresi, 179. Ayet: Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık. Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır. 

 

Bir ayet daha

Tevbe Suresi, 67. Ayet: Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular; O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır.

Gelelim İnsan-ı Kamil meselesine. Tanrı insan denen varlığı, münafık yani kötülük işleyen ve bozgunculuk yapan yaratıktan ayırmıştır. Ayrıca insan nedir nasıl olmalıdır bunu anlayabilmemiz için de insan yapısını incelemeliyiz. İnsan olgusuna erişebilmek için de birçok başka diğer karakteristik yapıya ulaşmaya çabalamamız elzem. Diyelim ki bir olguyu anlatmaya çalışıyoruz bu olgunun adı barışsallık olmak olsun.

Barışı anlatabilmek için de birçok diğer alt/üst olguları bilmemiz şart: Barış:

  1. Sulh
  2. iyilik adına olan/iyiliğe yönelik yapılan herşey
  3.  sevgi
  4. anlaşma
  5.  birlik ve beraberlik duygusu
  6. olgunluk
  7. iyi niyet
  8. adaleti arama bulma ve bizzat uygulama
  9.  her tür zorluğu ve engeli aşma cesaretini gösterebilme
  10. ruhi dinginlik
  11. ruhta ve zihinde pozitif kelime potansiyeli
  12.  insanlarla güzel ve sağlıklı iletişim kurabilme yetisi
  13. iletişim
  14.  derin bir etik, içsel zarafet ve sanat anlayışı olgusu
  15.  dünyaca rahatlıkla fikir alışverişlerinde bulunabilme yetisi.

Gördün mü bak, sadece barış kelimesini bile dahi anlatmaya birçok başka anlamlar mutlaka gerekli, üstelik ben burada barışla ilgili ancak 15 odak noktası çıkardım. İşte İnsan-ı Kamil’i de anlatmaya çalışmak böyle birşey. Geçenlerde Hocalarımdan birinden şu önemli tespiti dinlemiştim, kendi aklımda kaldığı kadarıyla vermeye çalışacağım: Prof. Dr. Gazi Özdemir: “Allah Kur’an’da mümine seslenir. Bir Mümin olabilmekte ayrıca belli başlı bir ahlak yapısına erişmeye çalışmaktır/güzel ahlaklar sahibi olmak demektir”. Demek ki, müminin hangi ahlaki yapıda olduğunu anlayabilirsek, İnsan-ı Kamil’i anlamaya da o denli yakınlaşmış oluruz.

Etrafımdaki olan sesleri ve de negatif boyuttan olan iç sesimi susurduktan sonra, asıl sezgilerimin sesine kulak vermiş olurum, en huzur veren ses bu sestir. Allah’a en yakın olduğum seste bu sestir.

Ayla Kurt

Mevlana İnsan-ı Kamil’i nefis mertebeleri adı altında o kadar güzel anlatmış ki, onları incelemeni tavsiye ederim. Ben Kur’an açısından mümini incelemeye ve idrak etmeye çalışağım. Ve öncelikli olan konu şu ki, biz evvela iyiyi kötüden ayırabilme özelliğimizi incemeliyiz. Çünkü samanı saptan ayırt etmezsek, nasıl anlarız neyin iyilik neyin kötülük olduğunu?! Bu hatta çok çok hayatidir! Ben uzun uzun olan incelemelerim aşamasında anladım ki, insanların çoğunun tam da bu noktada tamamen bozuk bir plak gibi takılıp kalmış olduklarını. Onlar, yanlışlarını – onu doğru olarak – bildiklerinden dolayı yapıyorlar, zira onlar atalarından gelen ve onlara devredilmiş olan yanlışları doğru biliyorlar! Ve yine onlar, atalarından onlara aktarılan dev yanlışın onları Allah’tan alıkoyduğunu bir türlü kavrayamıyorlar! İnsan atasının dediğini nasıl olur da – haşa ve haşa!! – Allah’ın sözüymüş gibi algılar içselleştirir ve ona hatta tapar da, o atanın dediğinin doğru olup olmadığını bir incelemeye dahi tabi tutmaz?? Bu nasıl bir körlüktür? Bu çok ürkütücü!! İnsan insandır!, Allah da Allah’tır!!

Allah’ın sözüne karşı atanın sözünü koyarsan, Kur’an’daki ayetleri koymak yerine, işte öylece atanı – haşa ve çok haşa!! – Tanrı bilirisin ve dahası ona taparsın! Yazıklar olsun sana!! Ekmeğini Allah verdi de sen karnını dahi doyuramayı beceremeyen o aciz atanı Tanrı belledin de ona put gibi taptın! İşte tapma sadece herhangi bir gözle görülen ürüne tapmak değildir!! İşte gizli şirklerden bana göre bir tanesi de bu olay!: Atanın her demiş olduğu saçmalığı Allah’ın emri (gibi) bellemek!!, ve de bunu herkesten içten içe gizli tutmak ve hele hele bunları “ben Allah’a inançlı bir Müslümanım” adı altında işlemiş olmak!! O kutsal İslam dinini de bu şeytan sanrısına eş tutmak!! Kişi içinden bir puta tapıyor ve etrafına da diyor ki hatta rol model olarak gösteriyor ki “din bunu emrediyor!” Hayır efendim!!: Din İslam dinidir ve din kayıtsız şartsız Allah’ın Kur’an’da emretmiş olduğu ayetlerin peşinden gitmeyi emrediyor, bir atanın ağzından çıkmış saçmalıkların peşinden gitmeyi değil!! Atan uyuduysa, sen uyuma!!??

Ata evladını herşeylerden ve kendisinden yıllar yılı korkutmayı başarılı bir şekilde sağlarsa ve bunu da bizzat bir rol model örneği gibi o evladına aşılarsa, elbette bir de evlat Allah’ı tanımaya yola çıkmazsa, atasını – haşa ve çok haşa – Tanrı bilir: Atası kendi kendisini çokça beğendiği için, kendisine tapıp ve kendisini ilah ilan ettiği için evlat da onu ilah edinir…

Evlat ne yazık ki atasının – bu atalar onun anabası/akrabası/arkadaşı dahi olsalarda – asıl gerçekleri duymaktan çokca korktuğundan dolayı onların ruh halleriyle ilgili bir araştırma yapmayı lüzum görmemiştir. Onların içindeki dönen dolanan şeytanı da anlayamadığı için, onları ilah edinmiştir. Keşke iyiyle kötü arasındaki olanı sorgulasaydın, oysaki Kur’an bize bu konuda apapydın bir ışıktı! Şimdi soruyorum sana:

Ya atan da azılı bir psikopatlık ya da şizofreni (münafıklık) var idiyse??

 

Lokman, Ayet 21: Onlara, ‘Allah’ın indirdiğine uyun’ denince: ‘Babalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız’ derler.
Ya şeytan, babalarını alevli ateşin azabına çağırmışsa?

 

Meryem 44. Ayet
Babacığım! Şeytana tapma, çünkü şeytan Rahman’a baş kaldırmıştır.

 

Münafikun Suresi, 3. Ayet:

Bu, onların iman etmeleri sonra inkar etmeleri dolayısıyla böyledir. Böylece kalplerinin üzerini mühürlemiştir, artık onlar kavrayamazlar.

 

Kur’an’da anlatılan mümin ya da İnsan-ı Kamil Ayetleri:

Müminun Suresi ve Ayetler

  1. Hiç kuşku yok, kurtulmuştur müminler.

2. Namazlarında/dualarında huşû sahipleridir onlar.

3. Boş ve lüzumsuz sözden yüz çevirmişlerdir onlar.

4. Zekâtı vermek için faaliyettedir onlar.

5. Cinsiyet organlarını/ırzlarını koruyanlardır onlar

8. O müminler, emanetlerine, ahitlerine saygı duyup sahip çıkanlardır.

9. Namazlarını/dualarını korumaya devam ederler onlar.

10. İşte bunlardır mirasçı olanlar;

11. Ki, Firdevs cennetine mirasçı olurlar, onda sürekli kalırlar.

34. Kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz, o takdirde mutlaka hüsrana uğrayanlar olursunuz.

Müminle ilgili diğer Kur’an Ayetleri

Fatiha 6 ve 7
Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet;
gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.

Nisa 36
Allah’ı ilâh tanıyın, candan müslümanlar olarak
Allah’a bağlanın, Allah’a kulluk ve ibadet edin,
O’nun şeriatına bağlanın, O’na boyun eğin. İlâhlığında,
otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında O’na kanunlarının
üzerinde câri olduğu hiçbir varlığı ortak koşmayın, gizli
şirke düşmeyin.

Al-i İmran 102
Ey inananlar! Allah’ın azabından gereği gibi sakının!
Sakın Müslüman olmaktan başka bir şekilde ölmeyin.

Yasin 11
Sen ancak, Kuran’a uyan ve görmediği
halde Rahman’dan korkan kimseyi uyarabilirsin.
Artık o kimseyi, bağışlanma ve cömertçe verilecek
bir ecirle müjdele.

Tegabün14
Ey iman edenler! Eşlerinizden ve
çocuklarınızdan da size düşman olanlar vardır,
onlardan sakının. Ama affeder, hoşgörülü ve
bağışlayıcı davranırsanız, şüphesiz
Allah da çok bağışlayıcı ve engin merhamet sahibidir.

Tegabün 16
O halde gücünüz yettiğince Allah’a
saygısızlıktan sakının; dinleyin,
itaat edin ve kendi iyiliğinize olmak üzere
başkaları için harcayın. Kim nefsinin bencilliğinden
korunursa işte kurtuluşa erecekler onlardır.

Zümer 23
Allah, kendi içinde uyumlu, gerçekleri tekrar tekrar
dile getiren bir kitap olarak sözlerin en güzelini indirdi.
Rablerinden korkanların onun etkisiyle tüyleri ürperir,
sonra yine Allah’ı anmaya yönelerek bedenleri ve kalpleri huzura
kavuşur. İşte bu kitap, Allah’ın bir rehberi olup dilediği kimseyi
onunla doğruya yönlendirir; ama Allah kimi şaşırtırsa artık ona doğru
yolu gösterecek yoktur.

Ahzab 39
Allâh’ın gönderdiği teblîğe me’mûr olanlar yalnız Allâh’dan
korkarlar. Allâh herkes içün kâfîdir.

Bakara 172
İnananlar, size verdiğimiz rızıkların iyilerinden yeyin.
ALLAH’a şükredin, sadece O’na tapıyorsanız.

İbrahim 7
Hani Rabbiniz size şunu da bildirmişti: Şükrederseniz
size daha çok veririm. Nankörlük ederseniz, o zaman da azabım çok
çetindir.

 

 

26.01.2022

Elmas