Kendi değerini bilme olgunluğu (c)
Kendi değerini bilme olgunluğu (c)

Kendi değerini bilme olgunluğu (c)

Kendi gözümüzdeki değerimizi ne zaman anlarız peki? Var mı ki bunun bir ölçüsü filan? Bence herkesin bir içsel ölçüsü mevcuttur bu konuda.

Benim ölçütüm ise şu ki ben genelde bana haksızlık eden her kimse onları kendimden birer birer uzaklaştırmak. Zira ancak bana çok yakında kalmış olanlar/yakınımdaki bulunan kişiler zarar verebilir. Tamamen iletişimimi kestiğim bir kişi artık bana kolay kolay zarar veremez. Bunuları elbette deniyemleyerek gördüm. Herşeyde olduğu gibi bir konuyu/olayı ancak onu tecrübe edinerek ve o tecrübelerini birer birer artısıyla eksisiyle tartarak o tecrübeye de bir ayar atabilirsin.

Ve her kimi/neyi hayatımdan uzaklaştırmışsam bunu kendime önem verdiğimden yapmışımdır. Bu yol üzere yürürken en acısı benim için olmuş olan, sevdiğim şeylerden uzaklaşmış olmam. Bu insan ve ya eşya da olabilir. Diyelim ki benim sevdiğim bir eşyam var ve birileri benimle habire o eşya için dalaşıyor çünkü o bendeki olanı çokça kıskandığından elimden onu almak için kıyametler yaratıyor o fitne yaratık. Ve bende o vakit çokça düşünüyor ve tartıyorum. Ve kendime soruyorum ”bu nesneyi ya da insanı elimden çıkarsam mı çıkarmasam mı, bunun artısı eksisi nedir ki benim hayatımda?” Bu soruyu kendine sorduğunda insan o vakit anlıyor ki insanda çokça şeylerin olduğunu ve onlardan asla vazgeçemem derken aslında onlardan zor da olsa vazgeçebileceğini.

İşte tam da bu benim bir ölçütüm: Birisi benimle habire kavga çıkarıyorsa mutlaka ki bende olanı/bulunan bir güzellik için kavga çıkarıyordur, o her neyse onu bulmalıyım ve hayatımdan çıkarmalıyım. Böyle düşününce insan rahatlıyor birşeyleri kaybetme korkularına rağmen. Biliyorum vazgeçmek bazen çok zor olabilir ama elzem. Eğer devamlı sana kavgalar patlatan o psikopata derin bir ders vereceksin, o sevdiğin birşeyden vazgeçebilmelisin. Tüm bunların altında asıl yatan sebep ise şu ki, sen o birşeyden vazgeçtiğinde dolayısıyla da o kavga çıkaran bozguncunun elinden o konuda artık kavga çıkarabilme potansiyelini de onun elinden tamamen hemde almış oluyorsun. Gerçi psikopatlarda çare tükenmez seni devam yolabilmeleri için ve sende işte bu yüzden hep ayık olup onu sürekli off site’ye (bölge dışına düşürmek) düşüreceksin.

Bu yolu seçmiş olmamın asıl nedeni ise, sürekli hayatımda hep birilerinin benimle durup dururken – ben tarafından sebepsiz – ama o fitneci için iç sebeplerinden dolayı, beni durmadan kendi kavgasına sürüklemiş olması. Fitneciler esasen bana göre münafık topluluğudur. Münafık başkasına kötülük yapmak için programlanmış bir sistem türüdür. Onun insan denen Kamil-insan ile zerre dahi alakası yoktur: O bir sistemdir, belli bir fonksiyonaliteye sahip olan insan kılığında gezen bir biojolojik robottur o. İnsan kılıfında olması bizi sürekli yanıltmayı başarmıştır. Ama mutlaka bu ayrıntıyı ayırt etmeliyiz: Bir şey kötülüğe mi iyiliğe mi hizmet ediyor? Bir yaratık/insan adaleti yayma yolunda mı uğraşıyor yoksa alemi ateşe verip bozgunculuk yapma derdinde mi?

Eğer ki kendi değerlerimi bilmek/öğrenmek istiyorsam nelerden hoşlandığımı ve nelerden hiç hoşlanmadığımı mutlaka ama mutlaka belirlemeliyim. Ve ne kadar çok beni yıpratmayı kendine vazife edinmişlik varsa onları yapabildiğim kadar kendimden uzaklaştırmalıyım. İnsan bu sayede elbette ki ne acıdır ki yalnızlaşıyor ama habire birinin entrikasının kurbanı olmaktansa o birinden ayrı düşerim yeğdir.

İşin bir diğer boyutu da şu ki her ne kadar birileri benimle uğraşırsa uğraşsın ben içimdeki hissettiğim misyonlarıma/hayat görevlerime ve kendi tekamül yolculuğuma kendimi vermeliyim. Zaten de münafığın derdi onunla uğraşmamı sağlayarak yani ağzıma bal çalarak beni kendi asıl misyonlarımdan hele hele Allah’tan uzak tutmaktır. Münafık beni kendi gibi yapmak istiyor çünkü! Bana kalırsa bu alemdeki herşey işte bu olayın üzerinde ve etrafında dönüyor: Şeytan (kötülük/yanlış olan herşey) beni Allah’tan ne kadar uzaklaştırabilir (mi)?!…

Davranış alışkanlıklarımız çeşit çeşittir ve içimizdeki eksik olan ruhsal gereksinimlerimizin yedekleridirler ve biz onları (kötülük gibi) kalıplarımız gibi hissederiz:

  • fazla yemek yemek ==> ruhumuz açlık çeker;
  • uyuşturucu bağımlılığı ==> gerçekleri/hakikatı tamamen bastırmaya çalışma mekanizması;
  • ilişki bağımlılığı ==> yalnız kalma korkusu veya birilerini sürekli kontrol etme dürtüsü (bu aynı zamanda da dev bir insan hakları ihlalidir: kontrol etmek bir göz tacizidir); ya da çıkar ilişkilerini koruyup kollama;
  • vurdum duymazlık ==> gerçekleri kaldıramama ve gerçeklerden kaçış;
  • kavgacı bozguncu sendromu ==> dikkatleri habire bu şekilde kendi üzerine çekme sıkıntısı;
  • vs.

“Dil pek keskin bir kılıçtır. Kan akıtmadan can yakar.”
– Hz. Ali

27.07.2022

Elmas