Kendini bilme duygusu (b)
Kendini bilme duygusu (b)

Kendini bilme duygusu (b)

Kendimizi ne zaman biliriz acep?

Bugünkü anlayışıma göre insanın kendini bilip tanıması, yani insan – habire – ta derinliklerindeki bulunan zararlı davranış örüntüleriyle yüzleşme tutkusuna tutulduğu zaman, o vakit anlıyor ki yüzleşme denilen ruhi mekanizmanın bir sonunun olmadığını hatta bulunmadığını. Sonu yok kişisel gelişmenin senin anlayacağın. Oldum bittim filan böyle bir şey yok. Hep ve sürekli ruhi bir olma/oluşum/gelişim/hallenme halindeyiz.

Senin gönlün değişirse, dünya değişir. Şems-i Tebriz’i

Hatırlıyorum sayısızca kalıplarımla yüzleşirken ve her bir kalıpla yüzleşdiğimde yüzümün ve tabii ki de ruhumun acı ile dolup taşdığını. İnsan ona yapılmış olan ihanetin gerçek ve soğuk yüzünü hissedince ”aman Allah’ım hiç mi bitmeyecek/bir son bulmayacak bu yüzleşme prosedürü?!!” diye elbette soruveriyor kendisine. Acının son bulmasını istiyor insan. Ama ruhen olgunlaşmanın bir sonu yok, anlaşılan o ki doğası bu.

Bu insana çok acı veren olgunlaşmayı ben artık şuna benzetiyorum: Önce sevdiğin ağaç fidesini toprağa ekersin, sonra onun büyümesini izlersin. Bilirsin ki fidan geliştikçe de toprağa çil salar, çili salar ki alttan kök bağlasın ki , göğe doğru uzanabile/büyüye. Ve ancak belli bir yaştan sonra o fidan meyve vermeye başlıyor. İlk yıllardaki meyveleri çelimsiz filan ve azınlıkta oluyor. Ama yıllar geçtikçe üzerinden öyle lezzetli meyveler vermeye başlıyor ki insan düşünüyor ”topraktan sudan nasıl da yetişti/yetişebildi bu umman lezzetli meyve?!” Ben ekmiş olduğum ağaçlarımı hep böyle izlemişimdir habire ve yıllarca. Onları izlemekte ayrı bir serüven ve sonsuz huzur.

İnsanın kendini bilmesi de işte böyle: Her yüzleştiğin anınla, gerekse başkalarının sana yapılmış olan ihanetini gerekse kendin zamanın birisinde doğru bildiğin bir kalıbın tamamen ne kadar da ters olduğunu anladığında, her defasında ruhen olgunlaşıyor insan. Bilgisine derin bilgiler kattıkça da insan daha da bir donanımlı oluyor. Elbette bu donanım insanı yeni birisiyle tanıştığında ister istemez sordurtuyor ”acaba bu kişi beni hangi henüz daha gizli saklı olan kalıplarımla yüzleştirecek?!” diye. Ve o vakit insanı da bir korku kaplıyor. İnsan korkuyor kalıbıyla yüzleşmekten hemde çok çok korkuyor. Zaten asıl var olan gerçekleri inkar edenler var ya işte bu yüzleşmekten çokça korktukları için böyle bir şeyi hemen yok sayıyorlar. Sanki onu yok sayınca yok oluverecek, bu mümkün mü?! Bu sadece bir delilik bana göre.

Ve her yüzleşme aynı zamanda da kendisini bilme/tanıma aşamasında biraz daha yüksek ve sonsuz merdiveni yukarıya doğru bir adım daha çıkabilmişliktir. Bu olgunlaşmalar insanı ruhen öyle bir hale getiriyor ki insan davranışlarında da artık kullandığı sözlerinde de o sözlerine bir keskinlik ve çeviklik ve derinlik geliyor. Davranışları da başka insanlara rol model oluyor, ayrıca kişinin kendisine de rehberlik yapıyor bu davranışları. Yazdığın yazılar, yürüdüğün yol konuştuğun/kullandığın kelimelerin etrafındaki insanlarda derin izler bıraktığını hissediyorsun. Daha bir emniyetli oluyorsun, yürüdüğün yolun aştığın zorlukların tam da ve dosdoğru olduğunu artık tamamen içselleştiriyorsun.

Kendine güvensiz insanlarla da karşılaştığında onlar senin bu emin oluşundan çok ürküyorlar ama bu tamamen onların sorunu. Ve başlıyorlar seni dört bir köşeden başkalarına kesmeye ve kötülemeye ve aşağılamaya. Ve sen bunları görüyorsun/hissediyorsun, hatta sana böyle yapan yaratıkların korkudan neler yapabileceklerini de görüyorsun! Onların garipleşmeleri sana o kadar tuhaf ve komik geliyor ki, onların o hallerinde kendilerinin göremediğini/görmediğini sana yüce kudret Cenab Allah gösteriyor!: Allah sana gaibinden görmeyi nasip ediyor. Ve o bozguncu ve düşman tayfası seni elaleme keserken/kötülerken, esasen sen o kişinin nasıl da kendi kendisiyle alay ettiğini görüyorsun: Bir insanın kendi ruh hallerinden haberdar olmayışı/olamayışı ona ”hediye” edilmiş en büyük ve sonsuz bir alaydır bana göre: Düşman düşmanlık peşindeyken alay edilen birisi konumuna indirgeniyor, kalp gözüyle onun bu davranışlarını görmek nasip olan insanlarda bunu görüyorlar..

Bilmek olgusu ayrıca da – kayıtsız şartsız – şu ki, senin – onlara rağmen – başka bir yol seçme cesaretini göstermiş olman ve de o içi dışı Allah’sızlıktan kokuşmuş/çürümüş sisteme hizmet eden sürüden ayrılmayı göze almışlığın işte bu o düşman tayfasını daha da ürkütür, düşman daha da azar ve saldırganlaşır. Düşman artık kime ve neye saldıracağını şaşırır. O kendisini bir numaralı ”Assolist” olarak görürken birisi geliyor ve onun şovunu elinden çalıyor, bu hiç olacak iş mi?! Ama ancak Allah belirler assolistliği ve kimin şov kimin şov olmayacağını!

Eğer kendini bilmek ve tanımak istiyorsan, gelmiş olduğun sülalen/topluluk eğer atalarının dediklerine (ruhsal putlara) devam tapan kişilerse, bil ki o sürüden ayrılman gerek. Senin imtihanında bu. Biliyorum çok zor. Çok çok çok zor, ben kendi canımda bunu yaşadım!: Ben Annebaba sevgisine tamamen mahrum yaşadım. İhaneti onlarda gördüm, onlar ihaneti çok normal bir şeymiş gibi yaşıyorlardı. Onlar Din adı altında günahı sevap sevabı da günah göstermeyi başarmışlardı bana. Ve çok geç anladım ki eğer kalıplarımla yüzleşeceksem bunu o aile ortamını terk ederek yapmamın gerektiğini. Çünkü onlar başka boyutun yapıları ve onların ”yaşamı” bana çok çok fransızdı. Bugün artık eminim onlar tamamen bir ruhsal komada hatta bitkisel hayattalar: Kendilerini bilmiyorlar, yani ruhsal dolayısıyla da vücutsal şuurları kapalı. Şuuru açık olan insan, insan olma derdine düşer çünkü, o kişi asıl gerçekleri ortaya dökme derdine düşer. O kendisiyle uğraşır, düşman tayfası gibi o bu şununla değil.

Düşünsene ruhsal olmak ve gelişmek için, hakikate uymayan ne varsa onu bulup bilip ve bırakman gerekiyor: Köklerini bırakıyorsun! Psikolojik derslerde defalarca öğrenmiştim: İnsan köklerini kaybedince kendi kökünü de kaybetmiş oluyor. Ve köksüz kalmışlık demek sürekli süren bir depresyon demektir. Travmatik bir depresyon demek. Aslında Araf tam da burası. İnsan Arafa düşer ki doğru yolu bula/bulmaya koyula.

Öyle oldum demeyle olmuyor işte, olmanın umman zorlukları da var ama Allah insana sabretmeyi öğretiyor bu sayede.. Ve doğru yoldan ilerledikçe de içine insansal sevgi akıyor. Sevgi dolu gözlerle insanlara bakıyorsun artık. Ruhen ve vücuten kimyan değişiyor, sevgiye dönüşüyor.

Seçim senin: Ya ruhunun hissetiği ve aklının bildiği doğruluk namına ne varsa, yani adaleti ve adalete ait olan herşeyden yana olacaksın ya da adaletsizliği seçeceksin: Ya Allah’ın emrettiği yoldan ilerleyeceksin ya da sana kötülüğü emredenlerden yana olacaksın. İmtihan demek bana göre esasen bu. Karar senin.

26.07.2022

Ek bilgi: Ben Assolist kelimesini yazımda kullanırken biline ki, ben hayatımı ömrüm boyunca pozitif bir anlamda bana sayısızca defa rol model olmuş olan tüm – adalete hizmet etmiş olan – Assolistlerin yapıtlarına ve umman rehberliklerine karşın onlara karşı ancak saygıyla eğiliyor ve onları sevgiyle kucaklıyorum. Sizlere çok çok teşekkürler ederim, siz bana hayatımın en en en karanlık dönemlerinde ruhuma yansıyan dev bir ışık oldunuz. İyi ki varsınız. Ayla Kurt

Elmas