Münafık kimdir? (a)
Münafık kimdir? (a)

Münafık kimdir? (a)

Münafığı önce Kur’an ışığında ve de ahlak adı altında ahlak dışı yapısıyla tanımlamaya çalışalım. Bunun haricinde de Kur’an’daki anlatılan

edeplileri ve edepsizleri

Kafirleri ve Müminleri

Zalimleri

de ayırt etmeliyiz ki tam manasıyla da etrafımızda bulunan insan adı altında gezen birtakım tip varlıkların gizlendikleri inlerinden dışarı atabilelim onları. Çünkü şeytan uyutabildiği herkesi hilesiyle – yani manipülasyonla/yalan dolan olan herşeyle/iki yüzlülükle – uyutmayı becermiştir. Yalanın dolanın normal birşeymiş gibi döndüğü her yerde şeytan gizlidir. Her adaletsizliğin ve haksızlığın altında hemde gizliden gizliye ancak şeytan yatar.

Şeytan kültür, insan hakları ihlali ve bilim denen mekanizmayı da kullanarak insanları tuzağına düşürmüştür. Ve bana göre de şeytan daha sayısızca mekanizmalar kurmuştur ki bizleri şeytanlığına ortak koşabilsin.

Burada bir yanlış anlaşılma olmasın!, şeytan bize birşeyi sunar ama o birşeyi kabul edip etmemek bizim hür irademize bırakılmıştır Yüce Yaradan tarafından… İşimize öyle geldiği için ve şeytanın mekanizmaları içimizdeki o bir çürüklüğe hitap ettiği için (davranış kalıplarımız/edepsizlik ve ahlak dışı yapımız) onun peşinden koşup gittiysek bunun sorumlusu da yine elbette biziz. Ve gözü önünde işlenilen kötüklüklere göz yummuş olan herkeste aynı kefeye girer! Çünkü o kişi kötülüğe seyirci kalmış ve aşırı korkaklığı yüzünden insan haklarına geçmiş ve onları ihlal etmiştir bundan da kaçamaz! Hesabını Allah’a karşı eninde sonunda verecektir, Allah müsade ederse. Hatta bana göre kötülüğe göz yummuş herkes o kötülüğün aynısı da bizzat da işlemiş kişidir.

Münafıkla iligi bir ayet

Münafikun Suresi, 4. Ayet: Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar.

Benim bu ayetlerden anladıklarımı ise size semptom (s) halinde geri vermeye çalışacağım:

Ayet: Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır: Ayla (s1): Dış görüntüleri sana heybetli gelir ve seni mutlak etkiler;

Ayet: Konuştukları zaman da onları dinlersin: Ayla (s2): Onlar laf cambazıdırlar ve ağızları çok laf yapar,

(s3) konuştukları laflar sana güzel gelir ve gönlünü feth ederler.

Ayet: Sanki onlar dayandırılmış ahşap-kütük
gibidirler: Ayla (s4) : Onlar kütük gibidirler,

(s5) ve hep birşeylere dayanarak o birşeye tutunarak yaşarlar,

(s6) ve o birşeye dayanmadan yaşayamazlar,

(s7) dolayısıyla onlar bağımlılık içerisindeler,

(s8) özgüvenleri tamamen eksik ve hatta tamamen yapmacıktır.

Ayet: Her çağrıyı
kendileri aleyhinde sanırlar: Ayla (s9) : Her konuşulan/düşünülen bir sözü kendileriyle ilgiliymiş gibi algılarlar/kabul ederler,

(s10) kendileriyle alay edilmiş gibi algılarlar,

(s11) yani onlar çok şüphecidirler ve sürekli hep şüphe içerisindedirler herkese ve herşeye karşı; (s12) bu bir tür içsel kurtlanma ve vesvesedir bana göre.

Ayet: Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan
kaçınıp-sakının: Ayla (s13) : Onlar düşmandırlar,

(s14) insana karşı dost gözüken ama esasen onlar gizli, sinsi ve azılı bir düşmandırlar,

(s15) size asıl yüzlerini göstermezler üstelik bu gizlilik yıllarca bile sürebilir, yıllarca onları tanımamış/tanıyamamış olabilirsiniz,

(s16) onların içi başka dışı bambaşkadır,

onlar iki yüzlüdür,

(s17) onlardan kendinizi mutlaka koruyun ve onlara karşı mutlaka kendinizi koruma amaçlı mekanizmalar geliştirin,

(s18) onlardan mutlaka sakının ve uzak durun.

Ayet: Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar: Ayla (s19) :

Onlar Allah’ın kahrına uğrasınlar!, Allah onları kahretsin!,

(s20): Yaşar Nuri Öztürk: Nasıl da aldatılıp döndürülüyorlar.

Nasıl da dehşet verici bu Kur’an ayetinin türkçesi! İçim titredi onu incelerken, ve bir kez daha anladım ve gördüm ki, bu tarife uyan çok ‘kişi’ var etrafımda! Yıllar evvel de bu kanıdaydım, ama böyle Cenabı Yaradan’ın ayetlerini derinden derine incelemeye çalıştıkça, ürperiyor ruhum, çünkü ortalık kıyamet gibi kaynıyor bu iki yüzlülerden. Bu işin beni en sarsan tarafı ise, güvendiğim etraf en yakınımdakiler, içine doğmuş olduğum ortamlar. Bu zalimler kendilerini yıllarca bizlerden nasıl saklayabildiler peki?!

Aklıma gelen bir başka birşey daha var, Ayetleri incelerken, Kur’an’ı dosdoğru anlayabilmek için, önce Kur’an’ın anlattığı bir konunun/olayın kahraman kelimelerinin türkçemizde hangi anlama geldiğini sıkı fıkı anlamalıyız ki, bu hem çok çok mühim hemde algılama açımızdan tamamen elzem. Mesela düşmanı inceleyebiliriz, düşman kimdir? ya da iki yüzlülük nasıl olur, onu nasıl tanırız?…

Demek ki münafık diye belirlemeye çalıştığımız ruhsal sistematik yapı, Allah’ın emirlerine karşı gelmiş bir tutum içerisindedir ve Allah’ın emirlerine karşı gelen ise şirk içerisindedir bana göre. Üstelik bunu çok gizlice ve sinsice yürütmektedir, yani iki yüzlü bir tavır içerisindedir, onu tanıyabilmek ayrıca ve çokça eğitim almışlık gerektiriyor. Anlaşılan o ki, münafık bize sağ gösterip sol vuruyor.. Devam inceleyelim onu, zira Kur’an bu sistemi sayısızca defa ele alarak işlemiştir dolayısıyla da onu iyice tanımamız elzem.

Bir ayet daha

Münafikun Suresi, 1. Ayet: Münafıklar sana geldikleri zaman: “Biz gerçekten şehadet ederiz ki, sen kesin olarak Allah’ın elçisisin” dediler. Allah da bilir ki sen elbette O’nun elçisisin. Allah, şüphesiz münafıkların yalan söylediklerine şahidlik eder.

1. Ayet: Münafıklar sana geldikleri zaman: “Biz gerçekten şehadet ederiz ki, sen kesin olarak Allah’ın
elçisisin” dediler. Allah da bilir ki sen elbette O’nun elçisisin. Ayla (s21): Münafıklar Peygamberin yüzüne karşı, hemde şehadet ederek onun Allah’ın elçisi olduğunu söylüyorlar,

elbette ki (ancak) Allah’ da bilir/biliyor Peygamberin O’nun elçisi olduğunu,

Ayet: Allah, şüphesiz münafıkların yalan söylediklerine şahidlik eder: Ayla: ancak Allah münafıkların (s22) içlerindeki gizledikleri aşırı kurnazlıkları ve sinsilikleri bilir: (s23) Peygambere’in yüzüne karşı onun Allah elçisi olduğunu kabul etmiş gibi göründüklerini ama temelde Peygamber’i Allah’ın elçisi olarak kabul etmediklerini, dahası bunu reddettiklerini,

(s24) Allah münafıkların yalan söylediklerini ve dolayısıyla ikili oynadıklarını bilir,

Allah münafıkların dilinin (dışının) başka, kalplerinin (içlerinin) ise bambaşka şeyler söylediğini/hissettiğini bilir,

(s25) ve Yüce ve Kudretli Allah onların iç-dışlarının oynak/dönek olduğuna bizzat şahitlik eder: Şahit olarak ancak ve ancak Allah yeter!,

başka kimsenin şahit olmasına gerek yok!

Devam edelim münafığın içinde herkeslerden gizlemeye çalıştığı aşağılık tavırlarını incelemeye:

Ahzab Suresi 60. Ayet: Andolsun, eğer münafıklar,
kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde kışkırtıcılık yapan
(yalan haber yayan)lar (bu tutumlarına) bir son vermeyecek olurlarsa:
gerçekten seni onlara saldırtırız, sonra orada seninle pek az
(bir süre) komşu kalabilirler. 

 Ahzab Suresi, 60. ayet: Andolsun, eğer münafıklar,
kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde kışkırtıcılık yapan
(yalan haber yayan)lar (bu tutumlarına) bir son vermeyecek olurlarsa, Ayla: Allah yemin ederek ayete başlıyor,

bu yemin (s26) münafık konusunun ne kadar da çokça önemli olduğunu vurguluyor, dahası hayati olduğunun altını çiziyor,

ve Allah münafıkların kalplerinde bir hastalık olduğunu vurguluyor,

(s27) münafıkların toplumu kışkırtıcı olduklarını söylüyor Cenabı Allah,

yani onların (s28) bozguncular tayfasından olduğunu Allah bize öğretmeye çalışyor:

bozguncu tayfası ise (s29) toplumu devamlı ikiye ayırıp (s30) onları sistematik olarak birbirlerine düşürme mekanizmasıdr, yani bu tutumun bir fitne ve bir nifak tohumları ekme ve besleme olduğunu belirtiyor Yüce Allah,

 Allah ayrıca da o bozguncu tayfasının (s31) yalan mekanizmasını kullanarak toplumu birbirlerine düşman kestiklerini vurguluyor bize,

yani münafık aynı zamanda da bir (s32) iftiracıdır: bir kişiye iftira atanlara da Allah münafıktır diyor!

Evet, münafığı bugün incelemeye çalıştım, esasen bunu yıllardır yapıyordum ama ancak bugün kısmet oldu o zamanki notlarımı kaleme almak. Elbette münafık meselesi burada bitmedi, daha çokça çalışmalarım var, onları da birer birer Allah izin verirse, yazıya dökmeye çalışacağım.

Bu konu bana göre oldukça önemli, çünkü ancak ben – sezgilerime ve bana yanlış gelen olayı – bir olayı/bir konuyu/bir kişiyi önce derin bir araştırmaya çekerek daha sonra da onu alenen ve açıktan açığa ortaya dökme gayreti gösterebilirsem, o kangren olmuş olan her neyse, kendisiyle yüzleşmekten her ne kadar korksa da, eninde sonunda içindeki fitneyle yüzleşmek zorunda kalmış olacaktır. Sadece bununla da kalmaz bu iş, o düzenbazın yaptığı hilenin normalmiş gibi topluma aksettirilmiş olması hatta dayatılmış olması ve topluma o lokmanın yutturulmaya çalışmış olması da aynı zamanda böylece yerilmiştir. Münafık her ne kadar da kendisini topluma, kendisi o toplumun bir parçasıymış gibi yutturabilmişsede o toplumu bozguna uğratmış olan yaratıktır. Dolayısıyla münafık her nerede olursa olsun, her kim olursa olsun, mutlaka ve mutlaka deşifre edilmelidir ve toplumdan elenmelidir. Zira insani insan yapan insanlığıdır, kötülüğü değil!

(s33) Münafık ise içindeki yanan o Cehennem ateşini andıran yapısını insana gerçek hakikat buymuş gibi yansıtan ve dolayısıyla da esasen münafığın tek hedefi olan toplumda kendini ön plana çekmek/devamlı ön planda kalabilme çürüklüğüdür. Münafık ortaya attığı alengirli yaygarayla hep ön saflarda gezmeye ve tabiiki de oraya da habire kazık çakmaya çalışan zihnen ve ruhen içsel ortadan ikiye /yarılmış/ayrılmış bir yaratıktır. Münafık – haşa! ve haşa! – Allah’la yarışarak kendini ön plana çekmeye çalışan bir güruhtur! Münafık o kadar densiztir ki zayıf yapısı ile

Alemleri Yaratan Yüce Allah ile yarışabileceğini

zanneder, bu sonsuz bir illüzyondur! Zira bu alemde bulunan herşeyi Allah yaratmıştır ve ancak Allah yaratır, O tektir ve birdir! Allah herşeyden münezzehtir! (s34) Münafığın bu ettiği de – sonsuz kibirinden dolayı – dengesizliği, küstahlığı ve kendini bilmemezliğidir! Kendini bilen Allah’ı aklı yettiğince bilmeye çalışır.

Gördün mü bak kibir denen mekanizma nerelerde ve nasıl bir şekilde karşımıza çıkıyor! Bak işte kibir kendisini nasıl da sinsice saklayarak/gizli tutarak bağrımıza sokulmaya çalıştırılıyor ki bizlerde Allah’a karşı gelip O’na isyan edelim!

Gelelim insan olabilme olgusuna bu da bazı ruhsal kurallar gerektirir:

a) özü sözü içi dışı bir olan,

b) kalbi barış ortamları yaratmak için çarpan ve o barışların hayata geçmesini sağlayan,

c) akıllıyım diye geçinen ve onlar tarafından ‘önüne atılanı’ öylesine kabullenmeyip onu irdeleyip inceleyip enine boyuna çokça araştırma cesareti gösterebilen,

d) insana ümit, neşe, sevinç, ve hele hele adalet yayan,

e) Allah’a karşı boynu bükük olan ve Allah’ı layıkıyla zikretmeye çalışan,

f) Allah’ın ona verdiği güzel kıymetin değerini anlamaya gayret eden,

g) Allah’ın koyduğu yasaklara elinden geldiğince uymaya çabalayan,

i) toplumu yeşertmeye uğraşan ve onun ruhunu diri tutmaya çalışan,

j) ve daha birçok kıymetli ruh yapıları..

Bu konuyu da arkadaşlar daha ayrıntılı olarak ‘insan-ı Kamil’ dosyasında işleyeceğim kısmet olursa..

 

 

23.01.2022

Elmas