Narsizmle ilgili derin tecrübelerim
Narsizmle ilgili derin tecrübelerim

Narsizmle ilgili derin tecrübelerim

Narsizmi derinden derine araştırmalarım zannedersem 2012 öncesi/sonrası başladı. Hala bugün ki gibi hatırlıyorum, bu hastalığın semptomlarını teker teker içime sindirerek incelediğimde şok olmuştum. İnanamıyordum ve daha doğrusu çok ağır gelmişti bana doğrusu inanmakta hiç istemiyordum ama gerçekler su yüzünde gözümün önünde yüzüyorlardı. Narsizmin sadece 2 -3 tane semptomunu filan incelediğimde içine doğmuş olduğum ailede ve dahi sülalede ve dahi etrafımdaki o vakitler bulunmuş olan sayısızca insanlarda vs. o azıcık semptomları dahi rahat rahat görmek mümkündü.

”Olamaz!!, hayır hayır!! olamaz, bu kadarı olamaz!! aklım almıyor!! kendi kendime dediğimi hatırlıyorum ve çok korkmuştum. Bununla ilgili artık içimden şu soru geçitleri akıyordu: Ben kimim? Neyin nesiyim? Bir takım saçma sapan kültür adı altında yaşayan ve içine doğmuş olduğum o aile kimdi?? Anam kim benim ve babam kim?? Onlar gerçekten de benim anababam mı??!, hayır olamaz!! Kabul etmiyorum!!

İşte o vakit ben asıl yavaş yavaş anlamaya başlamıştım içine doğmuş olduğum o kişilerle aramdaki sonsuz uçurumun ve farklılığın boyutunu, zira ben Lam’a Lam diyordum onlar da Lam’a Cim diyordu bu yıllarca böyle sürmüştü ve ben bunların hiç birisine anlam verememiştim o vakitler hemde yıllarca! Ya senin anlayacağın onların beyinlerinin (kalp/ruh/zihin vs.) içindeki akışım başkaydı bendeki akışım başkaydı. Ve ben onlara uymuyorum/uyum sağlamıyorum/sağlamak istemiyorum diye onların bana biçmiş olduğu sayısızca kalıplara beni zorla ezip büzerek sığıştırmaya çalışmaları beni yedi bitirdi.

Onlardan tiksintilerim işte böyle başladı. Beni kabul etmiş gibi görünerek beni hep dışladılar. Bu yazıları yazarken bile halen ve halen derin bir keder kaplıyor yüreğimi ve bir türlü unutamıyorum, onların beni zorla ve çok çok üstü kapalı türlü çeşit psikolojik şiddetle köşelere sıkıştırdıklarını. O zamanlardan içime akan o keder var ya ben bügün bile onu hissettiğimde içim kan ağlıyor, bir türlü sağlığına kavuşamadı bu his, birgün kavuşur mu sağlığına artık ondan da pek emin değilim. Unutmadan yazayım o keder hissim zamanla kişisel geliştikçe ben gitgide azaldı Allah’tan ki! ama halen içimde izlerini hissediyorum.

Narsizmi azçok anlayabilmek zaten yıllarca sürdü ve eğitimim ilerledikçe de o aile diye tutunmuş olduklarımı da etrafımdaki bulunan herkesi de birer birer hayatımdan çıkarmaya başladım. Kıyametler koptu yıllarca hemde bir türlü kabul etmek istemedi o aile artık onlarla beraber yaşamak istemeyişimi. Meğersem narsizm hastalığına tutulmuş olan bir yapıda – arka planda geneli his olarak – şu anlayış hakimmiş: ‘Çoçuklarım benim uzvumun bir uzantısı ve ben ailem tarafından mahrum bırakılmış olduğum tüm ruhsal gereksinimlerimi, bu çoçuğu o şekilde eğiterek, o eksiklerimi bu çoçuğun tamamlamasını sağlayacağım.”

Düşünsene, o anababa denen yaratıkların ruhu aç ve o aileye doğan o masum, mazlum ve günahsız tertemiz bir çoçuk, ruhen aç kalmış bir yaratığın kurbanı oluyor!!: Anababalar çoçuklarını öyle eğip büküyorlar ki o çoçuk çoçukluğunu terk ediyor ve o anababa denilen objelere anababalık rol modelliğine sokuluyor! Şu yazdıklarımı aklın hiç alıyor mu arkadaşım??! Ve ben bunları yazarken sana soruyorum şu an etrafında bu tiplemelerden kaç tane mevcut??

O çoçuk size yüce Allah’tan bir emanet!, siz kimsiniz de o verilen emanete o kadar rahat rahat ihanet edebiliyorsunuz??! Size bu hakkı kim veriyor?? Siz kimsiniz de bir çoçuğun DNA’sını bu şekilde kırarak bir ömür boyu o çoçuğu o umman travmalara kilitliyorsunuz? Ben insan demiyorum artık bu tür yaratıklara, onlar benim gözümde artık bir fonksiyonel/sistematiksel hareket eden bir sistem. Onlar bir sistemin parçası. Onlar şeytanın orduları, açık ve net.

İnsan nedir insan nasıl olunur, adalet nedir, bu alem neyin nesi diyerek kainatı araştırmaları gerekirken onlar ruhlarındaki o eksik her neyse onu birtakım sahte objelerle doldurma derdine düşmüşler. ”Gözle görünen” psikolojik rahatsızlıkları olan kişileri psikiyatrilere yerleştiriyorlar, peki bu dışarıda serbest serbest akıllıyım diye geçinen ve dolaşan yasallaşmış delilere ne olacak??

 

Dünyaya soruyorum, onları yagılayacak ve cezalarını kesecek kanunlar ve yargılar nerede?? Onların var oluşundan dahi haberiniz mi yok yoksa?!?!?!

 

Bugün bu hesabı ben soruyorum ya yarın ahirette de Allah da adaleti ve onun sağlanılmamışlığını sorgularsa kim hangi cevabı verecek peki?

 

Kur’an Sure Kıyamet Ayet 36/Ömer Çelik Meali

İnsan, başıboş bırakılacağını ve yaptıklarından hesâba çekilmeyeceğini mi sanıyor?

 

Dönelim narsizme geri, meğersem bu illet o kadar dallı budaklı bir konuymuş ki, halen sene 2022 olmuş ve ben o konuyu devam araştırıyorum. Çünkü çok çok yoğun semptom kalabalığı ve savunma mekanizmalarını barındıyor içerisinde bu yapı. İnsanın aklı almıyor ve artık kendi kendime diyorum ”narsizmin semptomları galiba sonsuz?!” Üstelik hele bir de narsizm semptomları ile başka bir ruhsal hastalığın semptomları birbirine karışınca var ya o zaman ayıkla pirinçin taşını. Hastalıkların elele içiçe bir karmaşa gibi olmuş olmalarına da sık sık rastladım ben.

Tüm bu işi ağırlaştıran, zorlaştıran ve dahi onu çokça da bir çıkmaza sokan bir başka dev unsur daha mevcut: Dünyaca toplumların neredeyse hepsi, narsizmin veya başka diğer ruhsal sorunlarının tümünün tamamını normal bir toplumsal gelişme/kültür/terbiye/medeniyet/ahlak yapısı/doğal vs. zannetmekte!!!!!!!!!!!!!!!!!!! Ve de eğer öyle zannetmiyorsa da elini kaldırıp bu konuda adaleti sağlama derdinde hiçte değil toplumlar hatta ve hatta asıl bir de gerçeklerin üzerine su içerek onları saklama/altbilinçin bir tarafında sıkıştırıp kalmışlığını sağlama derdinde!!

Bu arada, ben narsizmi çok detaylı olarak işledim ve onları şu yazımda okuya bilirsin: “Narsizm oluşum temelinde yatanlar ve beraberindeki getirdiği hastalıklar“. Yalnız daha bitmedi o yazı serisi vakit buldukça onları tamamlıyorum.

Çokça kalabalık bir topluluk bir yanlışı asırlardır savunursa – dolayısıyla da asıl gerçeklerin ortalara dökülüpte Kur’an ışığında adaletle uğraşan veya adaleti elinden geldiği kadar sağlamaya çaba sarf edenlerin işi hep çok zor oldu hemde çokça zahmetli oldu!! İnan bana bu bir dünya ‘insanının’ sorunudur, tek bir ülke sorumlu değildir bu işten, dünyadaki insan diye geçinen herkes sorumludur bu işten.

Tamamen Allah’ın yüce kudretli yardımına ihtiyacımız var bizim. Senelerdir Allah’ıma yalvarıyorum onları durdurması için, çünkü onları ancak ve ancak yüce Yaratan durdurabilir. Ve Allah hepsini de öyle bir sonsuz cezaya çarpsın ki son anda etmiş/sağlamış oldukları o kötülüklerini görmek onlara nasip olsun da, ettikleri kötülükleri düzeltme imkanı dahi verilmesin onlara ve ebedi olarak Allah’ın yüce kahrına uğrasınlar!

Ve sonunda anladım ki, yaşamış olduğum ülkelerde de, bizzat gezip görmüş olduğum ülkelerde de ve dahi dünyaca politik ve siyasal açıdan takip etmiş olduğum diğer ülkelerde de hep bir ‘demirbaşlılık’ söz konusu: İyilerle kötülerin arasındaki amansızca süregelen bir kavga. İşte yüce Kur’an’da onca ayetlerle bu kavgadan bahsetmiyor mu bize??

Kur’an Suresi Bakara Ayet 193:

Bayraktar Bayraklı Meali:

O halde zulüm ve baskı kalmayıncaya ve Allah’ın dini egemen oluncaya kadar onlarla savaşınız. Vazgeçerlerse siz de vazgeçiniz; zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.

Gelelim narsizm ile psikopatlığın arasındaki ince çizgiye. Narsizm kelime anlamıyla bir tür kişisel bozukluktur. Bana göre bu isim bu hastalığı dramatize etmeden/abartmadan/kimseleri korkutmadan neredeyse insana gizli ve çok saklı olarak dolaylı yoldan pekte önemi olmayan bir hastalık türüymüş gibi gösterme çabasına düşmüşlüktür. Psikopat kavramı ise bana göre insan kılığına bürünmüş bir münafıktır. Ve psikopat ise narsistin kendi korkusundan ötürü tam olarak dışa vuramadığı edepsiz yapısının psikopatta dışa vurulmuş halidir. Psikopatlık narsizme nazaran azgınlıkta yarışan bir versiyondur. Narsizm daha çok alttan alta ilerler ama çokça da derindir: Örnegin birisi benimle üstü kapalı alay ediyorsa ve bunun adını da ‘sana şaka yapıyorum’ olarak adlandırmışsa bu o kişinin hem çok kıskanç yapısını, hem çok ezik birisi olduğunu, hem benimle yarıştığını, hem bana üstünlük taslamaya çalıştığını hem beni yok etme derdi hemde şaka ile karışık bana laf sokarak benim ruh DNA’mı bozarak beni ikileme düşürmeye çalışan kimsedir: İşte hastalıkların ismi

– kıskançlık

– kibirlenme

– büyüklenme

– laf sokma = nifak ve alay

– rakip anlayışı/yarışma – Allah’ın bir insana vermiş olduğu bir ruh güzelliğini ondan kıskandığı için (Allah’ın o kişiye nasip ettiğini kıskandığı için) kişinin yüzüne karşı kişiyi kendi gözünde çürütmeye çalışan bir psikopat

– ‘sana şaka yapıyorum’: bu hem bir kılıftır (içteki rezillik bir kapakla örtülerek sunulur) ettiği kepazeliği örtmek için hemde kişiyi manipule edebilme mekanizmasıdır

– ikilem yaratma kapasitesi (iki yüzlülük/fitne/nifak/bozgunculuk)…

Gördün mü bak bir şakanın – hastalık kokan şakanın – ardında ise asıl yatanın, karşı tarafa savaş ilan etme çabalarının nasılda usulca ve çok gizli gelişmiş olan sistematik ayrıntısını??! Oysaki sağlıklı latife etme potansiyeli Tanrı tarafından insanlığa armağan edilmiş koca ve çok şeker bir olgudur. Hasta olan kişi ne bildi latife yapmayı, o o kadar delilikten sarhoş olmuş bir yaratıktır ki ne ettiğin zerre dahi farkında bile değildir. Sözlerime burada yüce, çok aydın ve ulu önder sayın Atatürk’ün bir sözüyle noktalamak istiyorum. Atatürk bize Tanrı’nın çok yüce bir armağanıdır:

Atatürk

Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.

01.08./02.08.2022

Elmas