12. Toplumların pozitif etik anlayışı/edebini ve yapısını derinden derine bozma tutkunluğu
12. Toplumların pozitif etik anlayışı/edebini ve yapısını derinden derine bozma tutkunluğu

12. Toplumların pozitif etik anlayışı/edebini ve yapısını derinden derine bozma tutkunluğu

Osho

Topluma mutlak şekilde teslim olmak, bütünüyle onun esiri olmak gerekir. Toplum ancak o zaman yalnızca kölelere, ruhsal olarak intihar etmiş kimselere saygı duyar.

Insanlara esasen verilmiş olan büyük bir armağandır önündeki rol modele bakarak, kişinin kendisinin de ruhen az çok ona göre şekillenmesi. Yoksa hayat akışının temellerini en baştan öğrenecek olan kişi bunları tek tek ömrü billah kitaplardan/seminerlerden/okullardan eğitimler alarak yapmak zorunda kalacaktı. Ama her konudaki gibi görülüyor ki insanoğlu bu konuda da hemencecik tembellik denilen şeytan mekanizmasına geçiş yapmayı becermiş. Kendine seçtiği rol model varlığın ortalığa sergilemiş olduğu rol modelliğin doğru düzgün edebi ve ahlaki açıdan doğru mu yanlış mı araştırma gereğini hiç duymamış bile. Bir insan körü körüne başka birisini rol model alıpta, nasıl olur da onun hal ve hareketlerinin tamamen etik ve uygun olduğu kanısına varır, bu işin doğruluk/eğrilik delili neresindedir?

İnanılacak gibi değil, ama ben bu fenomene gerçekten de dünyanın neredeyse her köşesinde denk geldim, demek ki bu sorun dünya çapındaki insan denen toplulukların bir geneli sorunu. Burada zaten en büyük karın ağrısı sorunu da başka kişilere karşı rol modelliğini oyanayan veya da oraya birileri tarafından seçilerek o tahta oturtulmuş olan kişilerdedir. Demek ki onlar halen ne kadar önemli bir rol oynadıklarının farkında dahi değiller, yoksa bu kadar zorbalık, zalimlik ve şeytanın bile aklına gelmeyecek oyunlara neden hakim olsun bu tiplemeler?!

Benim hayatımda da önüme bu şekilde verilmiş olan sözde yapıt taşları vardı ve ben onlara bakarak, onların edep dışı bir sürü ahlaksızlığını ruhuma kıyafet diye geçirmiştim. Çünkü insan içine doğduğu ortam ile aşırı güvensizlikler yüzünden çelişkiye düşmeye başladı mı, senelerce üzerinde yatmış olduğu yatak/beşik (bir nehirin su yatağını düşün) yerinden oynamaya başlıyor! En güvendiğin dağlara kar yağmaya başlıyor. İnsan doğduğu aileye güvenmezse daha kimlere güvenebilir ki/güvenir ki??

Sadece bununla kalsa iyi, ben bir gün fark ettim ki ben anababa denilen sistematik yapının hastalık türü davranışlarını da rol model olarak almışım kendime. Bunu anladığım vakit çok üzülmüştüm, sonra Allah nasip etti de doğru yolu bulmak nasip oldu da o kirli hastalıklardan kurtuldum.

Ne var ki Tanrı isteği bu, içine yaratılmış olduğun aileyi seçme şansın yok ben bunu Allah’ın bize yazmış olduğu kader diye düşünüyorum artık.

Peki nasıl anlayacağız bize rol model olan kişilerin edep ve ahlakı yapısının etik olup ya da etik dışı olmuşluğunu? Bana ışık olanlar evvela psikolojik eğitimim oldu ve sonrasında da bir baktım ki Kur’an’da zaten yüce Yaratan ayetlerle bize neyi nasıl düzenlememizin gerektiğini derin derin anlatmış olduğunu. O vakit anladım ki psikoloji de aslında Kur’an’ı daha rahat anlamamız için yüce Tanrı tarafından yaratılmış bir ek mekanizma.

Tabii ben şimdi burada bu olayı bu kadar kolayca yazıyorum ama bil ki arkasında ve dahi zemininde ben ne badireler atlattım iyiyi doğrudan hakikati yalandan ayırt edebilmek ve dahi hemen ayırt edebilmeyi öğrenmek için. Burada yapmamız gereken en baştaki kutsal olan edep ve ahlak yapısı şu ki, önce atalar mekanizması tarafından önümüze atılmış olan avları/yemleri incelememiz. Ata demek, herşeyi doğru yapıyor anlamına – asla ve kat’a! – gelmez, çünkü onlar da fani onlar da hatalar yapmış olabilme potansiyeline sahip. Yeri geldiğinde, onlar müsade versin vermesin, onlara mutlaka ve mutlaka – aile yatağımız (bebeklik beşiğimiz) yerinden oynasın oynamasın! – bizzat sınırlar çizmeliyiz, eğer ki onların toplumu zedeleyen bazı ahlak yapılarına denk geldiğimizde. Bunu da anlayabilmemiz için evvela adalet kavramını çok çok incelemeliyiz: Adalet nedir? Adaleti adalet yapan hangi unsurlardır?

Bazı ataların kendi ucuz kafalarına göre koymuş oldukları o sinsi boyuttan ilerlemiş olan o dokunulmazlıklarını kaldırmayı başardığımız andan itibaren, atanın maskesi düşmeye mahkum. Bu maske düşürme işi ise bize eğitim adı altında verilen her eğitimin sahibi içinde aynen geçerlidir ve bizzat o kişiye karşı tatbik edilmelidir. Herkes Allah’ın yaratmış olduğu adalet ile bu aleme adaleti getirmekle emrolundu, bunu gereken herkese ve her merciye üstüne basa basa ve tabii ki de bizzat uygulamalıyız.

Şunu çok iyi tartmalıyız ki, hem ataların bize emrettiği şekilde edep dışı ahlaklarla hayatımızı devam yaşamak hemde Allah’a inanmış olarak yaşamış olmamız tamamen iki zıt konudur: Allah adaleti yay diyor ve bizde halen atanın bize devşirmiş olduğu edepsiz ahlaksız etik dışı ahlak yapısı icraatı içerisindeyiz. Bu bana göre de zaten gizli bir şirktir!! Çok çok gizli giden bir şirktir! Anlaşılması çok zor olan bir şirk türüdür!: Allah’ın kesin emrine karşı atanın ucuz edepsiz ahlak anlayışı.. Gerisini kendin tart arkadaşım..

Gelelim adalet konusuna.

Adalet demek içindeki bir konu hakkındaki kuşkuyu o konuyu derinden derine araştırıp asıl gerçeğe vakıf olmuş olarak, adaletsizliklere meydan okumaktır.

Adalet, hissedilen/duyulan korkulara rağmen hakikat yolunda yine de devam ilerlemektir.

Adalet barışı içeren herşeydir: Sevgi, akıl fikir, yüksek zeka, bilim, irade, ifade gücü, ikna gücü, düzenli ve dengeli davranma.

Adalet insanın temel amacı ve görevidir.

Adalet hakkı olana hakkını vermektir.

Adalet zulmetmemektir.

Adalet haksızlıkları adalete tabi tutmaktır.

Nazım Hikmet Ran

Mesele esir düşmekte değil, teslim olmamakta bütün mesele.

01.10.2022

Elmas