23. Amansız bir şekilde içsel derin ve sübjektif hissedilen acı çekme ve herşeyi dramatize etme yoğunluğu
23. Amansız bir şekilde içsel derin ve sübjektif hissedilen acı çekme ve herşeyi dramatize etme yoğunluğu

23. Amansız bir şekilde içsel derin ve sübjektif hissedilen acı çekme ve herşeyi dramatize etme yoğunluğu

Amansız bir şekilde içsel derin ve sübjektif (bireye bağlı iç hali) ile hissedilen acı çekme ve herşeyi dramatize etme yoğunluğu: Bu konuyu anlatması biraz zor gibi geliyor bana, sende bilirsin belki, bazen bazı şeyleri o kadar hızlı hissediriz ki onları hemen kelimelere dökemeyiz. Aradan biraz zaman geçer ve beynimiz o konu ile gerekli cümleleri topladıktan sonra, aa bir de bakarız ki o gün bu konuya kelime bulamamıştık ama bugün o aranmış olan kelimeler veya anlatımlar/bilgiler mevcut.

Önce şu sübjektif meselesine bir açıklık getirelim. Sübjektivite demek evvela içimizde bir algı, yani düşünce kalıplarımız/bu kalıplarla ilgili hislerimiz veya düşündüklerimiz/duygu dünyamızda hislerimizin akışımını uzaktan uzağa hissederiz/algılarız. Ve bu esnada duygu/düşünce/algı/hislerimizi hissederken de arka planda başlarız o konularla ilgili bir çeşit bir acı hissetmeye. İçimizdeki duygu/düşünce selinin ve selin neler olduğunu algılamaya başladığımızda onlara bir algı/düşünce daha yükleriz o an. Ve bütün bunlar önce içimizde akışır durur onlardan kimseye bahsetmeyiz, işte tam da bu hal bir sübjektif hissetmedir/algılamadır.

Dahası ise yaşadıklarımızdan dolayı hissettiğimiz o acı ya o an o konuları düşünürken hissettiğimiz acıdır ya da o kalıplara travmatize edilmiş olduğumuz vakitteki travmadan dolayı yaşamış ve içselleştirdiğimiz acılardır.

İnsan travmatik bir olay yaşadığında beyin o ruhsal musibeti hazmedebilmesi için ve kişi o esnada fazlaca hastalanmaması için kendi kendine devreye geçer ve o travmayı o an bir (veya birçok hislere) hisse kilitler. Biz buna Almanca da ´Vulnerabilität’ diyoruz: Acıyı hissetme veya çekme kotası/kontenjanı/hassasiyeti. İşte o hislerin adı ya acı çekmektir, ya korkudur, ya köşeye sıkıştırılmışlık hissidir, ya öfkedir, ya kıskançlıktır, ya ruhi açlıktır vs. Biz tam da böyle böyle o yıllarca içten içe sübjektif bir halde o kalıplarımızı hisseder dururuz ve bu hal bizim acı duymamızı sağlar. O an o olanları ileriki hayatımızda tekrar yaşadığımızda o duruma veya kendimizin namına acı hissediriz o tür olaylara maruz bırakılmış olduğumuzdan dolayı.

Gelelim şimdi narsistik acı çekme işine. Narsist bu mekanizmayı ya birini manipüle etmek için kullanır ya da o kişinin ruhunu başka bir şekilde zedelemek için uygular. Bu onun bir taktiğidir ve bununla insanları tavlar ve avlar. Ben narsistin de acı çektiğine inanıyorum elbet ama ne hikmetse narsist yapı her algıladığı/hissettiği şeyi kendi leyhi için kullanımına arz eder durur. Her konuyu veya olayları kendine yontma derdindedir. Hayatına tekamül eden her meseleyi kendisine iyi gelecek şekle çevirmek için ömrünü tüketir durur. Hayatın doğal akışlarını sürekli ve durmadan sistematiksel bir vaziyette engelleme tatbikatındadır. Onları doğalmış gibi gösterme eylemindedir ancak bir narsistten çıkan herşey karşı tarafı bir oyalama/yemleme/tavlama mekanizmasıdır.

Narsiste göre en büyük acıları o yaşamıştır, en büyük ihanet ona edilmiştir. Anlaşılan o ki içinde ne kadar sübjektif acı veya başka hisler hissediyorsa narsist, o denli de o kalıpları kendisine hizmet eden bir kral/kraliçe haline de getirmeyi başarmış durumdadır. Gören de (duyan da) zanneder ki narsist ne kadar da çok acılar çekmiş hayatında ama en büyük acıyı asıl narsist denen sistem etrafındakilere yaşatır, kendini zorla onlara dayatmış olmakla. Narsist hep ağlar hep ağlar bunun adı da duygu sömürüsüdür. Narsist duygu sömürüsünde bir kraldır/kraliçedir.

Elbette ki hayatın doğası bu, yaşamış olduğumuz acıları ve tüm diğer duygu akımlarımızı/düşüncelerimizi/algılarımızı yaşama zorundaydık ama onlarla barışmayı ve onları özgürleştirmeyi başararak kişisel gelişimimizi desteklemekte zorundayız. O acıları kullanarak onlarla başkalarına karşı duygu sömürüsü yapmaya ne hakkımız var ki?! Onlarla yüzleşmek zorundayız ve onları özgüleştirmek zorundayız ki ruhumuz biraz daha huzura erebilsin ve biz biraz daha bizi Yaratan’a yaklaşabilelim.

Mevlana

Cahil kimsenin yanında kitap gibi sessiz ol.

20.09.22

Elmas