8. Başarısızlık ve ona karşı yenik düşmüşlük duygusu
8. Başarısızlık ve ona karşı yenik düşmüşlük duygusu

8. Başarısızlık ve ona karşı yenik düşmüşlük duygusu

Bana kalırsa narsist yapının belki de en korktuğu ve en en derinliklerinde sakladığı kalıbı başarısızlığa uğrama ve ona yenik düşme ve hatta bu olay olaki bir de hele hele yaşadığı toplum içerisinde bizzat olacak olursa, bunun gerçekleşebilmesi ihtimali onun en çekindiği noktalarından bir diğeridir bence. Çünkü o zaten anababası tarafından tamda ona bu şekilde davranılarak kilitlenildi.

Bir insan sürekli bir takım aklı kesmez, insanlık nedir bilmeyen ve dahi insanlıktan nasibini almamış olan birisi tarafından bu şekilde yerilip habire gergin halde tutulunca, elbette yetersizliğin her çeşidine tutulur. Ama elzemdir ki başımıza (ruhumuza yapılmış olan) gelen her olayın bizi insanlık mertebesinde bir adım daha pozitiviteye doğru yol olabilmemiz için geliyor. Ama biz yaşadıklarımızdan ders çıkartma zahmetine katlanamaz isek elbette ruhsal anlamda olduğumuz yerde devam döner dururuz ve çok cehalet ve sefalet bir ruh hali içerisinde öteki aleme intikal ederiz.

Başarısızlık korkusunun temelinde yatan sebeplerden birisi yetersizlik duygusu bir diğeri ise herhangi bir konuda kaybetme korkularıdır. Bu korku türü de narsistte çokça yoğundur, hatta kardinal semptomdur. Oysaki narsist aileye doğmuş bir kişi en baştan anababasının sevgisini, onlar sevmeyi beceremedikleri/hiç bilmedikleri için, zaten hiç algılayamama durumuna hapsolmuştur. İnsan bilmediği/tanımadığı/onu hiçbir zaman hissetmediği/algılamadığı bir duyguyu hiç yaşamadı ki onu da kaybedebilsin. Narsizm de varsa yoksa çıkar ve bağımlılıklar ön plandadır, onlar sevgiye tamamen fransızdırlar.

İnsanların birçoğu da zannediyor ki ´ben bir aileye doğdum sevilip ve sayılıyorum..’ Hayır!, sen, kendine aile adını vermiş olan bir cahil örgüte/sisteme/akıntıya/çıkar ilişkisinin içine düştün ve o sistemin belli başlı mekanizmalarıyla yaşamaya travmatize oldun. Sen bir sistematik fonksiyonalite konumundasın o örümcek ağına benzeyen ağ da.

O ağın bir baş yöneticisi vardır bu ağı da zaten kendisi bizzat kendi davranış kalıplarının yan etkilerini – doya doya yasallaştırılmış/toplum tarafından akseptans olmuş bir şekilde – çerçevesi içerisinde/doğrultusunda tamamen uyum halinde yaşayabilmesi için kurmuştur o sistemi o baş yönetici. Bu sistemin tıkır tıkır işlemesi için de sayısızca yapılması gereken işleri vardır ve her bir işin/kategorinin/makamın başına da kafasına göre – ruhsal uyumunu göz önünde bulundurarak – uygun gördüğü aile/sülale fertlerini bilinçli olarak oturtmuştur o baş yönetici. Ve o aileye yeni gelecek olan nesillerin veya dışarıdan o aileye mecburi evliliklerden dolayı giriş yapacak kişininde kim ve ruhsal bazda nasıl birisi olacağına da o yönetici karar verir. Dahası ise sülaleye yeni gelmiş olan kişilere karşı da tam olarak nasıl davranılması gerektiğini de o yönetmen belirler ve akabinde ailesi ve sülalesini öyle bir kışkırtır ki o yeni gelmiş olana karşı o yeni gelen kişi bir sülaleye yeni giriş yaptım derken, ne yazık ki cehennem ateşine giriş yapmıştır.

Bir satır öncesi anlatmış olduğum eğitimin adı grup dinamikleridir, Allah’ıma bin şükür ki yurt dışında epeyce eğitimini almıştım, iyi ki almışım, birçok grup/kuruluş/vakıf/birliktelik/şirket vs. adı altında bulunan beraberlik ağlarının içindeki dönen dolapları/ağı/çıkar iletişimlerini/davranış kalıp sistemlerini bu eğitim sayesinde çözmesi çok çok kolay oluyor💜…

Tekrar o baş yönetici diye adlandırdığım yapıya dönmek istiyorum. Aileye ve yeni doğan bebeğe karşı nasıl davranılması gerektiğini de o baş yönetici belirler. O kişi – etrafındaki herkese karşı da – sürekli olarak korkular ve dehşetler saçıcı hali tutumu içerisindedir. O tam bir despottur ve negatif bir otorite kılığındadır. İşte onun bu tutumu etrafındaki bulunan herkesi ya tetikler ya korkutur ya bir köşeye sıkıştırır ve en baştan etraf böylece travmatize edilir. Edilir ki yeni aileye gelen kişiler de en baştan iyi bellesinler o sülalede kimin – ve sadece kimin – sözünün geçtiğini ve kimin lider olmuş olduğunu. Etrafındaki bulunan herkese karşı bu tür çok çirkin, çok edepsiz, çok tamamen insan dışı, çok zalim ve zorba olan tutumundaki herkesi buradan açıktan ve net olarak kınıyorum!!

Osmanlı/Türk Atasözü

Mağrurlanma padişahım senden büyük Allah var!

Evet, geldik yazının sonuna arkadaşlar. Şöyle dünya geneli olarak bu baş yönetmen (zalim/zorba) tiplemesine bir göz attığımda gördüm ki onlar ya azılı psikopatlardan, ya gizli narsistlerden, ya kendisini tanrısallaştırmış şizofrenlerden ya da ruhsal sorunu en çok/en çok içinde taşıyan birilerinden oluşmaktalar. Ve adalete inanan herkes ama herkes o yönetici bozuntularını toplum gözü önünde deşifre etmek zorundadır.

08.10.2022

Elmas