36. Narsizm karşı tarafla alay etme ve etrafındaki herkesi alaya alma bozgunculuğudur
36. Narsizm karşı tarafla alay etme ve etrafındaki herkesi alaya alma bozgunculuğudur

36. Narsizm karşı tarafla alay etme ve etrafındaki herkesi alaya alma bozgunculuğudur

Alay denilen mekanizma edepsizlik ve ahlaksızlık konusunda çokça azgınlaşmışlığın ve kudurmuşluğun göstergesidir bana göre. Her kim kimimle alay etmiş ve de alay etme derdindeyse o şahıs tamamen içini dışını şeytana satmış vaziyettedir. Bu incelemem ise dünyasal toplamış olduğum verilere dayanarak yazmaktayım: Alay bir dünya insanı sorunudur!!

Bugün alaycının insanlarla neden alay ettiğini inceleyeceğiz inşallah. Bu yazıyı etrafımda bulunan ve ne acıdır ki içine doğmuş olduğum topluluk bozuntusunun bendeki açmış olduğu derin yarayla dolayısıyla azgın alaycılardan almış olduğum darbeleri yıllarca bizzat kendi canımda yaşadığım için burada alayın sayısızca neden birisine uygulanmış olmasınıda açıkça irdeleyeceğim.

Amacım ise o alaycı güruhu toplum gözü önünde deşifre ederek onun o çok yükseklerde doruklara uzanmış olan o burnunu yerlere sürtmesi içindir: Bu onun için ölümdenden beterdir çünkü! Alaycı başkasıyla alaylar eder durur ama bunun kendisine uygulanmasına asla ve asla müsade etmez ve bunu genelde vücut diliyle veya o laf sokma hastalığıyla karşısındakini yıldırarak yapar ve o habire kişilerin onurlarını ve şereflerini kırma derdindedir. Çünkü kendi ruhuda zamanında bu şekilde içine doğmuş olduğu o ortam tarafından kırılarak alaya şifrelendiği için o gözüne kestirebildiği herkese umman öfkelidir ve gizliden gizliye de olan yollardan o kurbanlarını delik deşik etmeye çalışır.

Esasen durum şu ki alaycı içindeki çirkef mekanizmalarını topluma o kadar kabul ettirmiş vaziyettedir ki toplum onaylı hareket eder. Toplumun onayı demek o toplumun o konuda tamamen eğitimsiz olduğundan dolayı – dahası iyiyi kötüden ayıramama cehaletine kapılmışlığından dolayı demektir. Oysaki elzemdir ve Kur’an hep bunun üzerinde durmuştur: Adalet denen olgu her yere bizzat icraat edilerek yayılmak zorundadır, bu yüce Yaradan’ın bizzat emridir. Hatta dahası da var benim aklımda: Allah’ın emirlerini önemsemeyenler de bir alayın içindedirler.

Şu bir gerçek ki bir topluluk hangi ahlaksızlığı açık ve ulu orta kınama cesareti gösterirse o ahlaksızlığı yaşayan güruh o toplumun gözü önünde cayır cayır çürür erir ve yok olur. Ama toplum bir ahlaksızlığın üstünü örterse o edepsizde edepsizliğini doya doya devam yaşar ve bundan dolayı da onun arkasını pekiştirenleri de kendi kafasına göre korur kollar.

Bu tiplemeler genelde toplumun gözü önünde en ön saflarda yürürler etrafa uygulamış oldukları ‘ağır abi’ ve ‘saygın bir kişilik’ mekanizmasıyla bunu yaparlar. Kendilerini ağırdan satarlar oysaki çok hafiftir onların varlığı. Onları deşifre etmek çok kolaydır: Onları o çok korktukları ve çokça ondan çekindikleri korkularıyla bizzat tanıştırmak: Toplumun gözü önünde aşağılanarak küçültülmüş/küçümsenmiş olma durumuna düşmek ya da düşürülmek.

Onlar saygınlıklarını mal, mülk, para, söz sahibi olmakla sahte mekanizmalar sayesinde elde etmişlerdir. Kendi içlerindeki taşıdıkları bir zeka potansiyelini ön plana çıkarıp bunu da kılıf yaparak etrafın alkışını toplamayı başarmışlardır. Onlar genelinde aynı zamanda da sülalerinin de baş tacıdırlar, yönetici fonksiyonundadır birçoğu. Bir bilseler ki o akılsız baş bozuntusunun ne mal ve nasıl bir hiç olduğunu! Onun kendi kendisini şişirmesiyle kabartmasıyla o yüksek tahtlara oturmayı başarmış olmasını bir bilseler.

Burada ara bir not düşmek geldi içimden: Gerçekten parlak zekası sayesinde ve Allah’a olan derin inancıyla hemde adaleti canla başla yaymaya çabalar sarf eden dev liderlere saygım sonsuzdur ve onlar benim rol model aldığım çok kıymetli önderlerimdir. Onların parlak zekası karşısında ben ancak acizliğimle eğilirim.

Dönelim tekrar alaycının kibirden umman kokuşmuş ve içsel ulumuş yapısına. O kendi içindeki o umman bozgunculuğu, fitnesi, nifakı, hırsı, kinciliği, aşağılık kompleksi ve münafıklığı yüzünden kötü ahlak sahibi olduğu için de güzel ahlaklı olan ne varsa ve güzellik namına dair her ne varsa, onlara düşman kesilmiştir ve içten içe onlara buğz etmiştir. Onun bu konuda kendi kendine tek sorduğu şey şudur ”o güzel olan bir obje veya ahlak neden o kişide var da bende yok?!?!?!” Onun bu ezikliği ve kendi içinde kendisine karşı çok yoğun hissettiği silikliği – kendi içerisinde bu duygu durumunu katiyyen kabul edemeyişi/etmeyişi – ve kendinden tamamen nefret eden ve dahi kendine umman bir düşman kesilmiş olan bir yapısal durumsal açının yataşıdır bunların altındaki olan veriler: O ailesi ondan nefret ettiği için/onu adam yurduna koymamış olduğu için ve dolayısıyla da bunu içselleştirmiş olduğu için kendisini bir hiçmiş gibi algıladığından dolayı hiçlik semptomuna kilitlenmiştir: Kendini bir hiç/önemsiz/nötr/hiç bir işe yaramayan/bir baltaya sap olmasını dahi becerememiş birisi olarak görme semptomu ise depresyonun semptomlarından birisidir ve bu mekanizma o kişide mevcuttur. O kişi kendisini bir hiç olarak algıladığı için ve de bu ezikliği asla kaldıramadığı için onun beyni bu mekanizmayı onun içerisinde alt üst ederek büyüklenme (kibir) durumuna dönüştürür. Eğer kişi kibirini görüp bu çirkin bir ahlak yapısı demesini başarsaydı o hastalık enerjisi içinden akıp topraklara dökülecekti ve kişi o konuda sağlığına kavuşacaktı.

Ne acıdır ki alaycı kişi kendi içerisinde bulunan ve onu kanser gibi delik deşik kuşatmış olan alayın asıl onunla alay etmiş olduğunun dahi farkında değildir. O kendisini bir numara birisi zanneder o kendisini herkeslerden üstün görür ve üstün ahlak mertebesine sahip olduğunu düşünür. O zanneder ki kendisi toplumun gözü önünde çok sayılan ve sevilen bir kimsedir, oysa ki kendinden nefret eden bir kişiden başkasıda nefret eder: Bir kişi ancak Allah’ın yaratmış olduğu o insanı insan gibi görmeyi başarırsa, Allah’ın yarattığı güzelliği Allah yarattığı için severse bu sevgi de diğer insanlar tarafından algılanıp ve karşılıklı bir sevgi yumağı oluşur.

Alaycı da bir diğer dev efor gerektiren hastalıklı hal daha mevcuttur, gerçi bu da çokça dünyasal yaygın olan bir hastalık türlerindendir: Herşeyi ve herkesi devamlı kontrol altında tutma sanrısı ve halüsinasyonu: Ve bil ki başkasını kontrol eden bir yapı kendini kontrol altına tamamen almayı unutmuş olan bir delidir.

Kontrol eden kişi etrafını kontrol yağmuruna tutar ki kontrol altında tuttuğu o kişinin hangi yönde hareket edeceğini kestirip ondan çok daha önce kendisi harekete geçebilsin diye. Bu alttan alta da karşı tarafı bir korkutma ve de gözdağı verme fonksiyonudur aynı zamanda: Karşı taraf korkmaya başladığında denetçi yapı onu kendi kontrolu altına almayı başarmış demektir: Onu kurban olarak görür ve onu kontrol mekanizması sayesinde uyuşturarak manipüle etmeyi başarmıştır röntgen yapı. Bu sayede denetçi kendi gözünde kendini bir dahi olarakta ilan etmiş bulunup daha da kendini bu konuda şişirmeyi başarmıştır. Doymak bilmeyen o ezikliği onu dahada dahada bir büyüklenmeye boğar ama kişi bunu hiç fark etmez bile: Ancak Allah kontrol eder alemi veya alemleri bunun tersini doya doya yaşayan ise ancak Allah’a isyan etmiş aciz bir yapıdır.

Kur’an Âl-i İmrân Suresi 119. Ayet – Abdulbaki Gölpınarlı Meali

İşte siz o kişilersiniz ki onları seversiniz, fakat onlar sizi sevmez. Siz, kitabın hepsine inanırsınız, onlarsa sizinle buluştular mı inandık derler, yalnız kaldılar mı size karşı besledikleri kin yüzünden parmaklarını ısırırlar. De ki: Geberin kininizle. Şüphe yok Allah, gönüllerde ne varsa hepsini bilir.

 

Abdullah Parlıyan Meali – Âl-i İmrân Suresi 118. Ayet

Ey iman edenler! Sizden olmayan kişileri dost veya sırdaş edinmeyin. Onlar sizi yoldan çıkarmak ve size kötülük etmekten asla geri durmazlar ve sizi sıkıntıda görmekten hoşlanırlar. Şiddetli öfkeleri ağızlarından dökülmektedir. Kalplerinde sakladıkları ise daha da kötüdür. Biz bunlarla ilgili bu işaretleri sizin için böylesine açık ve anlaşılır kıldık, eğer aklınızı kullanırsanız.

09.08.22

Elmas