30. Narsizm, sağlıklı bir kişiselliğin önü tıkanmış olan bir tür ruhsal savunma mekanizmasıdır
30. Narsizm, sağlıklı bir kişiselliğin önü tıkanmış olan bir tür ruhsal savunma mekanizmasıdır

30. Narsizm, sağlıklı bir kişiselliğin önü tıkanmış olan bir tür ruhsal savunma mekanizmasıdır

Kişi ilişki bağımlılığı içinde yaşar ve zanneder ki ”ben bu yaşadığım toplum tarafından seviliyorum, benimseniyorum” oysaki eğer ki bir narsistik sistemin içine doğduysan, narsist sevgi nedir asla bilmez ve de onu tanımaz. Narsist ancak türlü türlü bağımlılıklar doğrultusunda yaşar. Onun tek derdi içindeki o durmadan etrafa fışkıran ve tamamen kendi kontrolü dışında bulunan ahlaksal sisteminin yan getirilerini doyurmak ve haz almak ve dahi kendisini böylelikle herkese kanıtlamak.

Sadece madde bağımlılığı ya da yeme içme ya da çok televizyon seyretme bağımlılığı yokya bu alemde, esasen ilişki bağımlılıkları bolca mevcut. Bu bağımlılık türünün altında yatan sebeplerden birisi ise, insanlar nasıl sevilir, bir insana nasıl kıymet verilir, bir insanın anlaşılmış olması ona nasıl hissettirilir gibi derin hislerin kişide tamamen eksikliğidir. İlişkilerin nasıl yaşanması gerektiğini bilmeyen bir topluluktan ne beklersin ki? Kendi öz fikri olmayan bir kimse başkasının firkirlerini kendi fikirleriymiş gibi benimser durur. Onun üretkenliği felç olmuştur artık.

Narsizm denen illetin bir temel sebebi de şu ki bu hastalık bir ilişki ve anabaya sağlıklı bağlanamamış olmanın getirdiği bir bozukluktur. Aileye yeni teşrif etmiş olan bir bireyin sevgiyle ve onaylanmış olarak karşılanması gerektiği halde itilip kakılması, birisinin eksikliğini gidermesi için onu joker gibi kullanması o bireyde elbette de bağlantı bozukluğu üretir. Benim gördüğüm şu ki anababaların birçoğu çoçuklarına gereken kaliteli sevgiyi ve birbirine karşı sağlıklı bir bağlanma duygusunu verememiş olmasıdır.

Ne aileler gördüm dışarıya karşı bir aile gibi göründüklerini ama içte ise tamamen despotluğun ve diktatörlüğün estiğini. Ya çoçuk sınırsız bırakılmış olduğundan dolayı çok şımarık olmuş ya da aşırı dengesiz ve sağlık dışı sınırlara boğularak aile içerisinde ”Yaşar, ne yaşamaz ne yaşamaz” hale gelmiş. Çoçuklar – ruhen – başıboş bırakıldıkları için ve bakımsız kaldıkları için sefalet içerisinde yaşıyorlar. Anababa çoçuğa sevgi nasıl verilir, saygı nasıl öğretilir, adaletin anlamı nedir filan eğitmedikleri için, o çoçuklar da tıpkı tarlalardaki otlar gibi sahipsiz yetişirler.

Kendimden biliyorum ben, çok yıllar önce narsist bir ailenin içine doğmuş olduğumu ve ben bir aylıkken anneanneme gönderilerek annemden 4 yıl boyunca ana temel bağlarımın tamamen koparılmış olmasını. Bu yüzdende işte – önceleri bilinçdışı olarak sonradan da bilinçli olarak ben – annemi hiçbir zaman gerçekten anne gibi algılamamış olduğumu. Nasıl olacak bu iş ki?!, bir çoçuğun en baştan sağlıklı aile bağlarını içselleştirmesini sağlamazsan – ki bu bir çoçuğun tamamen temel ihtiyacıdır! – o çoçuktan sen artık evlatlık bekleme, bu imkansızdır. Şimdi bu yazıyı okuyanlar düşünüyordurlar etraflarında kimbilir kaç çoçuk böyle birilerine devredilmiştir ve işin en acı yönü ise bunu ebeveynlerin çok normal bir meseleymiş gibi geçiştirmelerini.

Açık ve net, böyle bir narsistik hareketi her kim yapmışsa bu dev bir insan hakları ihlalidir!, ve de sakın ha anababayım diye geçinmesin! Sen o çoçuğun elinden ileriki hayatında mutlu olabilme potansiyelini çaldın! Kim verdi sana bu hakkı?!?! Sen emanete nasıl ihanet edersin ve ne hakla? O çoçuk başıboş doğmamıştır!, o çoçuğun mutlak sahibi Allah’tır!

İşte içimdeki bu tamamen ruhen başıboş bırakılmışlığım ve baştan savuşturulmuşluğum beni hayatımın dönüm noktasına itti: Ben ”yıllardır mutlu bir aile nasıl olunur?” ile hep ilgilendim. Hayatım bu ana kadar hep bu sorunun ve de sağlıklı cevaplarının – hemde dünya çapında! – döndü durdu ve halen de dönmekte. Herşeyi ve herkesi sorgulayan birisi oldum, bana dayatılan zulümlere karşı çıktım, onların sapıkça yaşantılarını ve toplumun yüz karası oluşlarını sürekli ve habire her yerlerde irdeliyor ve belirtiyorum.

Gelelim narsist ailenin çoçuğuna ve savunma mekanizmalarına: Bu çoçuğun ruhi ihtiyaçları karşılanmadığı için veya atalarından genetik olarak devralmış olduğu narsizm onu narsizme kilitlediği için onun ruhuda bir tür savunma mekanizmaları oluşturur. Narsistlerde/psikopatlarda bulunan bazı semptomlar kişinin kendisini etraftan/etrafındakilerden koruması için zihinsel üretilmiş ve uygulamaya geçiş yapmış mekanizmalardır. Ne var ki narsist yapıya ”iyi” gelen savunma mekanizmaları etrafındaki bulunan herkesi/toplumu/bilinçi fitne gibi keskin bir şekilde ikiye bölebiliyor. Esasen bu olay narsistin en derinlerinden gelen ”olanlara dayanamıyorum artık” çığlığıdır.

Allah’ıma sonsuzca teşekkürler ederim ki ben narsistik bir ailede/sülalede yetiştim ama daima Allah tarafından onlardan hep korundum, yoksa bende onlar gibi olurdum. Bu da zaten yüce Yaratan’ın insana bahşetmiş olduğu dev ve sonsuz bir mucizesi ve de o kişiye nail etmiş olduğu kaderidir.

 

Büyüklük şu ya da bu olmak değil, kendin olmaktır.

Soren Kierkegaard

20.08.22

Elmas