31. Ruha sağlıklı gelmeyen ve de türlü çeşit ruh sınırlarının eksikliği insanı narsizme taşır
31. Ruha sağlıklı gelmeyen ve de türlü çeşit ruh sınırlarının eksikliği insanı narsizme taşır

31. Ruha sağlıklı gelmeyen ve de türlü çeşit ruh sınırlarının eksikliği insanı narsizme taşır

Dünya alemde benimde sıkça rastladığım bir diğer konuda işte bu sınırlar gerçeği, neredeyse bir çok kişinin bir çok kişiye karşı doğru düzgün ve hatta sağlıklı bir sınırlaması dahi yok. Evlerimizin en dışına bahçeden girişi olan yerlere kapılar inşa ediyoruz, sonra bir de evin içine girmeden önce kapı inşa ediyoruz ve hatta hatta evin içerisinde birçok odalarımız mevcut onların da kapısı var ama ruhsal sınırlara gelince bu konuda nedense oldukça genişiz! Herkes sanki davetliymiş gibi istediği gibi giriş çıkış yapıyor!

Bugün bahsedeceğim konuyu ben dünya geneli insanları olarak yıllarca takip etmiş ve de detaylıca inceleyerek kaleme almış bulunuyorum. Narsist veya narsistik sistem dediğimde tüm dünyayı kaplamış olan yapının ruhunu incelemekteyim, dünya bunlarla dopdolu ve bir volkanik olay gibi yanan dağ ateşlerle kaynamakta.

Narsistin en büyük silahlarından birisi de kontrol sapığıdır olmasıdır: O herşeyi – onu ilgilendireni de ilgilendirmeyeni de – göz tacizine uğratıp izleyip derleyip sonra da kurbanına karşı uygular. Narsist perde/kapı/baca arkalarından, karanlık olan ortamları, kendi arabasına koyu renk cam folyo yaptırarak kendisinin aman ha birileri tarafından takip edilmesini engeller ama onu arabasının içerisinden kimsecikler göremez!!?

Narsist hemen hemen her takip ettiği kişilerin ne yiyip ne içtiklerini nerelerde gezindiklerini, nerede çalıştıklarını, kullandıkları arabanın en ince ayrıntı özelliğine kadar, artılarını eksilerini bilir ama takip edilen kişi bunların hiçbirisinin sanki adeta farkında dahi değildir, bu nasıl iş kardeşim??!! Yoksa narsist çöp kutularımızı mı eşeliyor da bizim içimizde olan biteni bu denli keskin, açık ve net görebiliyor?? Daha bu saydıklarım henüz saymadıklarımın yanında nedir ki? Bu tavrın adı Stalking’dir türkçesi ise ısrarlı takiptir ve bak kanunda yeri neresidir:

Kaynak: barandogan.av.tr/ TCK m.123/A Israrlı Takip

Israrlı bir şekilde; fiziken takip etmek ya da haberleşme ve iletişim araçlarını, bilişim sistemlerini veya üçüncü kişileri kullanarak temas kurmaya çalışmak suretiyle bir kimse üzerinde ciddi bir huzursuzluk oluşmasına ya da kendisinin veya yakınlarından birinin güvenliğinden endişe duymasına neden olan faile altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.

Hal böyleyken, nasıl olurda bir narsist bu kadar rahat rahat ortalığı o içindeki tamamen kendi kontrolü dışına düşmüş olan dürtüsünün peşinden hemde tutkusunun esiri olarak diğer insanları bu şekilde sıkıştırarak insanı bu denli rahatsız edebiliyor, bu narsist denen kişi kim Allah aşkına?!?!?! O bu cüreti nerden ve kimden ve nasıl almıştır peki?! Yukarıdaki kanun fiziken takibi anlatıyor ben ise ayrıca da görünmeyen boyutlardan işlenen dev insan hakları ihlalinden bahsediyorum: Narsistik sistem bizleri öyle bir takip eder ki ruhumuz dahi duymaz. Onun bizi ne denli takip etmiş olduğunu da ancak bize karşı uygulamış olduğu dev vuruştan (final discard) anlarız. O an hayatımız işte cehenneme dönmüştür, tabiri caizse.

Ve ayrıca da ben bana dayatılan her türlü başkasına ait bir yaşantıya, başklarına ait çirkef iç dürtülere karşı ”hayır benimle böyle hareket edemezsin!!!” demesini içselleştirmezsem eğer o vakit de herkes bana karşı tutturabildiği edepsizliği uygular. Çünkü narsist herkese edep terbiye ahlak dersi vermeye kalkışır ama kendi ahlaksızlığının – hemde zerresinin dahi –  farkında değildir. Narsist kendisi narsizm terbiyesi almış olarak kalkar bunu birde etrafına dayatır, kimsede onun karşısına dikilipte ”ya sen kimsin de bana karşı bu şekilde hareket edebiliyorsun?!?!?!?!” deme cesaretini gösteremez, neden peki?!

Atatürk

Sorgulamayan insan cahildir. Sorgulatmayan ise zalim!

Nedir peki o psikolojik sınırlar?: Karşımdaki kişiye karşı içimden geldiği gibi – o bana zorla dayatmaya çalıştığı herhangi bir şeye karşı hemde yılmadan bıkmadan tırsmadan defalarca! – benim hemen ayağa kalkarak elimi de yükselterek ona ”hayır!” diyebilmemdir. Ne var ki birçok kişi içinden gelen ve ona sezgilerinin üflediğini söylemektense, karşı tarafın beklentisini mutlaka yerine getirme derdinde. Kişi içinden geldiği gibi hareket edeceği yerde, karşısındakini memnun etmekle meşgul ve bu sayede de kendisi memnunsuz ve dahi mutsuz kalma prosedürüne kilitlenmiş vaziyette. Biz ne zaman öğreneceğiz ruhumuza iyi gelmeyen şeyleri bizzat hemen reddetmeye? Biz hangi vakit anlayacağız ataların bize dayatmış oldukları saçmalıklara cesurca baş kaldırmayı?

Soren Kierkegaard

Seçimin kendisi, kişiliğin içeriğini belirler.

20.08.22

Elmas