37. Narsizm ebeveyn tarafından hem genetik duygu/algı/düşünce bazı hemde ana rahminde başlamış olan çocuğu en baştan alaya alma prosedürüne bir tutulmuşluktur
37. Narsizm ebeveyn tarafından hem genetik duygu/algı/düşünce bazı hemde ana rahminde başlamış olan çocuğu en baştan alaya alma prosedürüne bir tutulmuşluktur

37. Narsizm ebeveyn tarafından hem genetik duygu/algı/düşünce bazı hemde ana rahminde başlamış olan çocuğu en baştan alaya alma prosedürüne bir tutulmuşluktur

Narsizm denen yoğun semptomlu illet hem atalaradan gelecek nesile aktarıldığı gibi hemde annenin bebeğe gebelik süreçinde de bebeğin içine işlemeyle yol alır. Bizlerin herhangi bir hastalığa kilitlenebilmemiz incecik bir ipek ipliğine bağlı gibi sanki. Çünkü biz gözlerimizle ya da duyularımızla/algılarımızla var olan bir olayı görürüz/hissederiz ama arkasından gelen – akışım yasası gereği – olan bitene bir algı yükleme prosedürü belirler bizim ileride o olayı hangi içsel travmaya dönüştürdüğümüzü. Burada söz konusu olan mekanizma ise işte bizim iç hassasiyetimizdir (duygusallığımız veya duyarlılığımız): Konulara, alıglara, hislere yüklediğimiz – daha doğrusu beynimizin yüklediği – anlamdır bizleri o travmalara kilitleyen.

İşte kişisel gelişim denen dev mekanizmanın sağladığı tam da bu: Bize hangi travmaya neden kodlandığımızı bize gösterir. Ve biz o an o travmamızı inceleyip ve o travmanın oluştuğu yaşımıza geri döndüğümüzde (regresyon) ve o yaşın dönemindeki hissedilen yoğun acıyla bugün ve burada yüzleşme cesaretini gösterdiğimizde işte o acı başlar yavaş yavaş sağlığına kavuşmaya. Çünkü onun tek derdi görünmek, bilinmek, algılanılmak ve hissedilmekti.

Anne karnında veya da atalarımızdan direkt içimizden tekrar bu aleme doğan hisler işte hayatımızın devam akışını belirler ta ki biz bu konuda ayıkıp o durmadan günboyu hissettiklerimizi neden hissettiğimizi – teker teker – sorgulayana dek. Bir de bakarsın ki sen bir korku türü hissediyorsun ama bu korkuya bir anlam da veremiyorsun pek. Ve az çokta o korkunun temelinde nelerin de yatabileceğini de hissediyorsun. Ve bu korkularınla yüzleşme cesaretini gösterdikten sonra belki de o vakit ancak anlarsın ki ”aa bu korkunun temelindeki yatan şey aslında bu korkunun hiçte bana ait olmayışıdır, bu korku meğersem anneanneme aitmiş!!”, diyebilirsin de. Bu durumda anneanne o korkusunu hazmetmeyi öğrenmekten kaçındığı için bunu sana devşirmiş olabilir: Özdeşim/İdentification/başkasının kimliğini üstlenme: Başkasına ait bir duyguyu/hissi/davranışı/algıyı kendine ait zannetme durumu.

Gerçekten de inanılacak gibi değil ama bu bir gerçek, etrafındaki herkes sana kendine ait negatif bir davranış kalıbını çok rahatça devşirebilir. Bunlar enerji yoluyla olmaktadır: Gülen birisinin yanında sende gülersin, neye güldüğünü bilmesende gülersin, ağlayanın yanında da ağlarsın.

Sana kendi iç alemindeki bulunan o negatif kalıbını devşirmiş olan kişiye gelince, o kişi ne denli kalıbını bilinçaltına kilitlemeyi başarmışsa sen de o hissi o denli kendine aitmiş gibi hissedersin. Bu tip kişiler sana bir de şunu söylerler ”aa sende de şu huy var ayol bu huyun hiçte güzel bir huy değil!!” Bunu sana söyleyen kişinin bu bir kuruntusudur, belki de sende de gerçekten o huydan mevcuttur ama, sana bunu devşiren kişi sırf kendi iç çirkinliğini görmeye dahi katlanamadığından dolayı sana kendi kalıbını, sana aitmiş gibi gösterme çabasındadır. Ne kadar da zavallı ya bu tiplemeler!:).. Kendi çirkef huylarını başkasına devşirirken hiç düşünemiyorlarki ”ya bu karşımdaki kişi bu negatif kalıbın bana ait olduğunu bir fark ederse?!”

Gelelim nesilden nesillere aktarılanlara: Eğer bir bebek bir annenin gözünde değerliyse, onu neyder eder her türlü belalardan – elbette ki elinden geldiği – kadar korur. Annenin çoçuğunu koruyamadığı şeylerde vardır, ben bunlara kadersel yapı diyorum. Anne birşeyden çoçuğunu habire korumaya çalışıyor da o olay ters tepiyorsa, o çoçuğun kadersel açıdan o bir acıyı yaşaması gerekiyor. Anne bunu anlayarak kenara çekilmeli ve de tabii ki de hem kendi kaderine hemde çoçuğun yaşayacağı kadere teslim olmalı. Ama bunu anlamadan önce/algıya sahip olmadan evvel mutlaka ama mutlaka bir aile o çoçuğu en iyi şekilde yetiştirmekle sorumludur ve yükümlüdür. Bunun aksini yapmış olan herkes ona Cenabı Hakk tarafından emanet edilmiş olan o çoçuğa bizzat ihanet etmiştir.

Benim bu konudaki araştırmalarım esnasında ise ben şu sorunla da karşı karşıya geldim: Eğer bir çoçuğa genetik olarak atalarından psikopatlık aktarımı olduysa o çoçuğu ileride nasıl eğitirsen eğit ona ne çaba harcarsan harca o çoçuk içindeki o fitne ve nifak tohumu büyütüp besleyecektir. Bunu burada yazmak bile beni çok acıtıyor: O kadar emekler verdiğin bir çoçuk çok hasta bir ruh taşıyor. Sanki ona verdiğin emekler boşa çıkmış gibi geliyor insana! Ama yüce Yaratan Kur’an’da söz vermiştir bize

Yaşar Nuri Öztürk Kur’an-ı Kerim Meali/Enbiya 47. Ayet:
 
Kıyamet günü için adalet terazilerini kuracağız/adaleti terazilere koyacağız. Hiç kimseye zerre kadar zulüm edilmeyecek. Hardal tanesi kadar birşey olsa onu ortaya getiririz. Hesapçılar olarak biz yeteriz!

Hiçbir verilen emek boşa çıkmayacaktır.. Ve bu tür hastalığı içinde taşıyan bir çoçukla baş etmek çok çok zor ama mümkün, yüce haşmetli Yaratan onun da sabrını ve ilmini nasip ediyor insana.

Çoçuğunu ise önemsemiş olan bir nesil o çoçuğun en kıdemli ve değerli olguları öğrenmesini sağlamış olan bir nesildir: Aile denilen birliktelik eğer ki doğru yolda ilerlemek istiyorsa çoçuğuna güzellikler öğretmekle mükelleftir. Sadece bizzat öğretmenin yanında tabii ki de en başta kendisi de rol model olmak zorundadır: Aile kendi bağrında sahtekarlığı/yalancılığı barındırıpta çoçuğa ”aman ha yalan söyleme!!” derse bu çok saçma sapan olur!! Aile de yalan konuşmamayı rol model olarark kendi ruhunda ve de hal ve hareketlerinde bizzat yaşamak zorundadır! ve bununla da evladına örnek olmak drumundadır. Bunun aksisi ise açık ve net olarak iki yüzlülüktür.

Evladın ne demek olduğunu dahi bilmeyen ve bunu tecrübe dahi etmek istemeyen tembellere ve kendine anababa dedirten tiplemelere gelince, işte bana göre bunlardır çoçuklaryla ta onlar anne rahmindeyken dalga geçenler, alay eden ve onları adam yurduna koymayanlar. O masum çoçuk ileride dünyaya geldiğinde o anababa müseveddelerine ancak uşaklık hizmeti etmekle kalacak!, ta ki çoçuk ayıkıp anababa diye geçinen o sahtekarların ne mal olduğunu anlayana dek. O güruhun tek bir derdi var: Aileye gelen yeni nesili kendi eksiklikleri ve egoları doğrultusunda ruhen eyip bükmek ve onu hizmet verici yapmak: Efendi köle ilişkisinin ve de çıkar ilişkilerinin adı aile olmuş inanılır gibi değil!!!!! Ve ben bunlara her köşede çokça rastladım.

Çoçuğuna karşı o bir objeymiş gibi davrananları burada şiddetle kınıyorum!!

Ve Allah’ın önem verdiği güzellikleri yokmuş sayıp ezip geçmiş olanların ta kendileri bizzat en büyük alaydır. Başkasıyla sürekli alay eden birisinin temelinde ise yatan içine doğmuş olduğu ortamın onu alay denen mekanizmayla beslemiş olmasıdır. Her nerede alay denen sistem kendi zinciri ve hükümranlığını sürdürüyorsa aklı başında olan herkes onu bilip, bulup, araştırıp, inceleyip ve her yerde deşifre etmek zorundadır. Bunu yapmayan herkes Allah’ın bu konudaki ayetlerini yok sayarak o zalim/münafık topluluğun yanında saf tutmuştur.

Sure Hümeze 1. Ayet

İnsanları arkadan çekiştirmeyi, yüzlerine karşı da el, kaş, göz işaretleriyle alay etmeyi âdet hâline getiren her bir kişinin vay hâline!

08.08.22

Elmas